19 Ekim 2010 Salı

o romandaki ben değilim

cadıyım, bayramım, bi ufakta çocuğum
geceleyin sokulduğun adam değilim bazen
bir maymun siniri taşıyorum muzu çalınmış
kapkara perdeler sahibiyim arzularım çamurlu
yolum yol değil ateş pahası, parçalar güzel tahrik dolu parmaklarını
cam kıran yağmur damlalarının dert ortağıyım zarardayım anlayacağın
ya sen istersen geç olmadan git
bak saat 21:00 da son otobüs var

ben sen değilim bahsettiğin romanda adım geçmez
sabah uyanışlarında gözümün seline kapılırsın katlanamazsın
gözdem gözümü delecek güzelliğin, ellerinin teri destanımın ilk sayfası
hadi vakit yaklaşıyor saat 20:30 beni seviyorsun biliyorum
otobüs evin, otobüs yolun, otobüs sarışınlığın
bitkin bıçkın kıskançlığım boğazında
ellerim saçlarına dolanmış yüreğim gözlerinde atıyor
sıkıntılarım yıldırım düşer üzerine
bütün geçmişim geleceğinde
benim en gözdem zaman tamam 20:34
al işte bak yaşım parmak ucumda dokununca yanar elin
sen uykumun kraliçesi hala geç değil 100 adımda otobüstesin
her kaldığın an umut her bakışında kadınım her öptüğünde aşk oluyorsun
gazetemde manşet albümümde hit oluyorsun
sen her geldiğinde kalbimin en kanlı yerine kazınıyorsun
e şey kazanıyorsun
yani artık kaybetmemek için git güzel kızım 20:39
20:42
sessiz tabağında çok sesli makarna gibiyim gürültülü keyifsiz
tırnağında kırılmışlık ojende bitmişliğim
demek istediğim en güzel sen bense pis bir densizliğim
20:44
evimde yüzümde elimde kalmış sevgili az bekle...(diğer odaya geçer)
20:45 (diğer odadan şarkı söyler)

Bir bahar akşamı rastladım size
Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz derinden bakınca 
gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz neden başınızı öne eğdiniz

20:56
zindanlarımdan kek yapan sevgili
dibime sevgi ekerken eline diken batan güzel kadın
saat 20:57 kapıdan şimdi çıksan bile yetişemezsin ve ben seni çok özledim
yatağını hazırladım, hadi ısıt yatağımı 21:00

13 Ekim 2010 Çarşamba

white white white stripes

değerli bir bok bıraktım bugün klozete
sevinçten saldı kendini sifonladı
yüzümü yıkamadan dışarı çıkışlarıma haykırarak karşılık vermedi aynam
kırıldı
saçlarımda dünden kalma
gözlük camım kırık bu sadece çerçevesini ilgilendirir umrum mu?
ayakkabı seçiminde gömleğim yardımcı oldu
ellerim titrek,
dışarısı yağmurlu
küfürlü kabanımı giydim
asansör girişte yukarı çıkmaz meşgul
yürümek sevişmek gibi güzel
ağzım tatsız kasıklarım vicdansız
yolları yalayarak gidiyorum
işlerin hepsi benim bugün
yolda liseliler ucube sigaralarına sakso çekiyorlar
salyangoz beyinli okullular
otobüste şoför amca benimle birlikte içeriye 30 kişiyi tıkıyor
koltuklar zaten doluydu
2 kadın suratları meymenetsiz makyajlarıyla yozlaşmış güzeller bana bakıyor
gözleriyle tadıma bakıyor, bahşiş bırakıyorlar
yolculuk sona ermek bitmiyor dediğimden 20 dk sonra inişe geçiyor kaptan
taksimde otobüs zevke gelip boşalıyor
dünyayı yıkmış tekrar kurmuşum gibi hitleri ben doğurmuş ama onu öldürme operasyonunuda ben yönetmişim gibi yürüyorum az beyefendi beyoğlun da
adresi her zaman ki gibi hemen buluyor yine apartmanı tahrik eden o cihaza biniyorum
kat 7
içeriye girer girmez
daha önce iş gördüğüm kardeşim dediğim kazık attığım biri var mı tarıyorum.
işim gereği sıramı bekliyorum
adım çalınıyor ağızlarda
içeri giriyorum hafta sonu scarletleymiş gibi
çok istemiş ama ben becermemişim gibi
selamlar saygılarla direktöre selam verip
nasılsınız diye sorarım ben rahatlamak için değil o rahatlasın diye...
gevezelik etmez
anlamadığınız bir şey var mı diye sorar?
ilk önce tanıtım der
veririm boyum ölçüsünü
oyun der başlarım oyuna
dilimin evrildiği kadar hamur olur rast gele der çıkarım
sıradakilere başarılar sıradakiler derim kapıyı çeker uzaklaşırım
sanki oradan sete gider gibi
aramazlar aramazlar aramazlar!!!


teşekkürler white stripes...çok özür diliyorum okur dilimden ötürü......ama gelin sevin bu boktan dünyayı....:)

2 Ekim 2010 Cumartesi

sendrom dö yazık

insan oğlu aslında çok garip verileri günden güne kendine yüklemeyi başarabilen nadir canlılardan. belkide veriler kendileri insanın içine girip insanı yok ediyorlar. ama inanmak istemediğim zarar verici unsurun boyutlarını çizememesi. en azından birbirine zarar boyutlarının eşitliği söz konusu olabilseydi. sadece ben varım gibi yaşamak...7 milyarın içinde

28 Eylül 2010 Salı

sıçmak

28 eylül 2010 28 yaşındayım ve bugün ölümden sonrasını merak ettim.
yani muz yemek istedim pulp fiction seyrediyorum durdurdum ve klozete yanaştım önce oturduğum yüzeyi sildim her zaman ki gibi pis küvete baktım bembeyaz yapana kadar silme fikri başlayamadan söndü beynimde. sifonu çektim kalan pisliğimi temizleme aracıyla temizledim. ellerimi yıkadım ama şuan yazdıklarımın hepsi klozetin üstündeyken geldi...
ve gerçekten öldükten sonra ne olacak? din var mı? sevgilinin önemi nedir eğer hiç evlenemeyeceksen? ağzın bazen yiyeceğin şeylere karar verir eğer yemezsen ne olur? para ne sikime yarar? zırva eşyalar nedendir? şimdi herkesin yaptırmak zorunda olduğu ve her ay 91 tl ye mal olan sigortayı yaptıramayacak olanlar ne yapacak? bu hükümetin kimlerin ajanları olduğu? bir film çekme isteğimin yanında oturan tembellik nasıl yok edilir? sevgilim dün gece beni aldatmış mıdır? benim buna nazaran aldatma isteğim ne libidodadır? biraz sonra ne yesem?  annemi arama isteğimin sonucunda hala bir işimin olamama gerekçesiyle bütünleşen arayamama sendromunun ilacı nerededir? telefonumla konuşmamayı ben mi istiyorum yoksa samsung mu? bu yazıya ara verirsem şu an ki düşüncelerimden uzaklaşır mıyım? kaldı ki bu yazıyı yayınlamalı mıyım? annem bu yazıyı okuduktan sonra beni kesin arar bu nu kendime sormuyorum bile! çalışmak zorunda mıyız? masturbasyonu kim buldu ve akabinde porno sektörü neden bu kadar büyüdü? galatasaray uefa kupasından sonra neden bu kadar  kötü bir takım oldu pararlel olarak neden hagi gibi bir yıldız daha gelmedi?off sıkıcı bu soruları kendime mi yoksa okurlara mı soruyorum?
sadece ne yiycem sorusunun cevabını biliyorum tavaya 2 yumurta atıcam...

26 Eylül 2010 Pazar

beynime azar eder ellerim

dört dörtlük hayatımıza getiremedik çözüm, getiremediğimizide sık sık dile getirdik.
bizler süper insanlar değiliz.
sorunlarımızdan doğmalı bütünleşmeliyiz her vakit vakitsizce sevişir gibi
saçların ellerimi kavurmuş bunu kodlamış avuç içim şimdi tabi beynime azar eder
ellerim saçlarında gezinmiş turu sevmiş  tabi saçların şimdi boğar bedenini
sakin olmak gerek aldığımız nefeste zaten olduğu kadar karanlık var
ciğerlerimizi aydınlatan ışık sözlerimizde...
gözlerimiz görmüyorken retinalarımızdan taranan sadece dijital 1 ve 0 lar
beynimiz hükmedemiyor anlamıyor yaşananları başka bir yerde hüküm hissetmek gerek
sanki gök yüzünde uçan meleklerimizde
bu aralar kendi aralarında basket maçı yapmaktalar
yengi yenilgi önemsiz maç hep devam etmekte uyandırmalı biri onları
şimdi fısıltıyla seni seviyorum de bana
salondayım ve seni seviyorum

22 Eylül 2010 Çarşamba

anne lifi

söze tam olarak bir kadının doğumundan başlamalıyım ki kısada tutacağım. evet her şey de olduğu gibi bir bayanı kadın ve kız diye ayırıyoruz. ki aldırmadığım, ilgilenmediğim, görmek istemediğim bir ayrımdır.  bahsedeceğim şey bu değil. çocuk doğuyor ve anneyle vakit geçirirken hep bir bebek hayal ediyor. eline aldığını güzelleştiriyor. söz çok büyük, anlatacaklarım derin, hiç gizemli değil ortada, insanın en sevdiği müzik gibi anneler. işte benim annemde her dokunduğu şeyi güzelleştirenlerden. yazmama neden olan her banyoda elimdeki  turuncu ve sarı renklerden oluşan banyo lifi oluyor. bütün vücudumu bembeyaz yapan ve kendimi melek gibi hissetmeme sebep olan o lif. annem ördü şehirden uzaklaşırken de çantama koydu. oysaki güzel annem daha hayatımda kendi hayatından neler koydu kader keseme. anne kazağı, anne kahvaltısı, anne uyandırılışı sabahları, anne dikkatli ol uyarıları, anne öpücükleri, anne sarılmaları, anne sevgisi, anne şen kahkahaları, anne vs. hayatının sonuna kadarda koymaya devam edicek biliyorum. annemin mesaisiyim ben. sanki benim üzerimde çalışıyor. annelerinizin hayatlarınıza neler koyduğuna bakın. sizin koyduğunuzu sandığınız  fakat biraz daha geriye baktığınızda annenizin koymuş olduğu liflere bakın...sizi melek hissettirebilecek liflere...seni seviyorum kahvaltıda balım öğle yemeğinde patlıcan közlemem akşamsa kırmızı biberli yoğurtlu... elleri beni yaşatan, gözleri güzel annem....

CANIM ANNEME...

10 Eylül 2010 Cuma

dışarı yutkunmak

yuvarlak dünyada herşey kaygan
üzerine sorumluluk koysan durmaz sadakat saygı hiç bir şey  var olmaz, yokta olmaz
pislik hep yeni pislikleri getirir
yıkanmaz arlanmaz
yeşillik dibine kaçar
içine öter bülbül
ses çıkarmaz hareketinde hayır olmaz
bulutlar sarmış etrafını tutmaya çalışmakta ferahlık içinde; bulutlar dışa bakmakta
içini unutmuş
içerde volkan tütüyor hava hep kararıyor
bir küçüçük fıçıcık hep ağlamakta
ekmek çalmayı isteyip tok gururuna yenilmekte
insanlar hem sevip hem parçalamakta
yapıp bozmakta ve bu oyun varoluştan yokoluşa devam etmekte
her oluş yine bir olmayışı getirmekte
her zaman bir kaybı çağırmakta
insanoğlu oğlunu kızını deşmekte
insanlar negatif rüyalarıyla süslemekte dejavularını
örtülenmiş örselenmişliklerini saklayıp midelerinde boğazlarında yumruk hissetmekteler
iliklerinde kurumuş bir çoğu
sevgisiz yolsuz yüreksiz gurursuz bir ton ceset
doldurmakta gezegeni
ellerine kılıç niyetine kan almaktalar
güç kudreti vicdanlarını ezerek almaya çalışmak zihinlerine yerleşmiş
gözleri köle etmiş zirvelerine tapınmaktalar
kor gibi yanmalıydı oysa yürekleri aydınlık yolları
zincire vurulmuş zindanda onurları
bir kadın kadar yüce olmalıylı sadakatleri
böyle olsaydı olurdu cesur çocukları

24 Ağustos 2010 Salı

kızım

uzun dönem taş taş üstüne koyamamış kuş içimde,
dışımda betonlaşıyorum.
çimlerim içime büyüyor, zarar ediyorum tohumlarımdan.
tek fidan başladığım yaşamıma filizleniyorum.
en başı gözümün önünde tutuyor daha az karbondioksit yutuyorum.
suyla günde 1 kere buluşuyor ona duyduklarımı anlatıyorum.
onun hakkında neler dediğini oksijenin.
onunla bir ilişki içindeler ama çok farklılar
konuyu onlara getirip kendime dem vuruyorum gam vuruyorum.
gözlerimin önünde bir film oynuyor ben anlatırken,
bir adamla bir kadın sevişiyor sigaralarını yakıp ayrılıyor eşlerinin yanlarına gidiyorlar.
eşlerine sarılıyorlar ve onları ne kadar sevdiklerini betimleyerek söylüyorlardı...
kadının teni şaşmış olacak ki duruma dokunamadı beyin vücuduna
diğer tarafta evine giden adamda güzel karısının sarılamadı yatarken beline.
film bu karelerle sona koşarken bir koku takılıyor sesiyle gözlerime.
galiba bir bale sanatçısı; yoksa kuğu gibi nasıl böyle bembeyaz gelebilir.
her adımında umut vadediyor,
elleri her adımında öyle güzel  kanatlanıyor ki
yüzünü seçemiyorum, kaldı ki bakamıyorum bile.
adımlarında yaptığı o ufak modern dansta hayatı keşfediyorum sanki
elleri uzanıyor beklenmedik kafama dokunuyor.
"aman ALLAH'ım diyorum beni çocuk gibi mıncırıcak sanırım"
saçlarımı dağıtıyor.
anlam veremiyorum.
elini bağrına götürüp kolyesini çekip çıkartıyor
ellerimi açıyorum şükreder gibi,
elime bırakıyor.
ellerimi hiç bu kadar güzel görmemiştim,
pamuk prenses masalda belkide intihar ediyor.
kolye kapaklı. açıyorum,
2 vesikalık çıkıyor
biri benim, biraz saçlarım falan beyazlamış
kendimi tanıyorum.
fakat diğeri genç bir hanım efendi
çokta güzel bir bayan
anlam veremiyorum.
ne yani o yaşta bu gençle mi evleneceğim?
deşifre edemiyorum.
telaşla suya anlatıyorum hemen.
"al benden iki yudum" diyor, alıyorum.
kinayeli anlatır gibi lafa başlıyor. "bu senin özlediğin geleceğin" dedikten sonra ister istemez gülüyorum.
"hayatımın kaynağı" diyorum "ne dediğinin farkında mısın sen? yoksa şaka mı bu?"
cevap veriyor
"senin hayalini kurduğun, istediğin ve sonunda bunu beklerken özlediğin şey"
susuyorum...
kızım ve kendime bir daha bakıp bir, iki damla ağlıyorum...

20 Ağustos 2010 Cuma

hadi mutlu ediver

ah sevgili ah
elinde mezarlık var toprağını bana sunuyorsun
toprak duman kokuyor
taşında altın renkli kadın gözleri deniz kokuyordu yazıyor
bakıp yaşlarımı salıveriyorum gözlerimde ağırlaşmış zaten
belki bende salı veriyorum cesedimi toprağa...
benim kocaman yürekli sürekli dumana bağımlı sevgilim
benim çocuklarına şimdiden duman üfleyen sarışınım
benim hayırsever vatansever sevgilisever sevgilim
gel sözümü dinle
daha kırlara koşuya çıkmadık sevgili
daha çok günümüz var dedirt bana
hayır tabi ALLAH ın işi şimdi cinnete girer atlayıveririm pencereden de :)
sevgili sen o kadar sevgilisin ki bu kadar önemsememin nedeni bu anlayıver sevgili
yazımın içinde ne kadar sevgili dememden çözüver sevgili bak senin için okuru boğuyorum
sen yeter ki he de ben yüz bin okur boğarım sevgili
bak sana şirinlikler yapıyorum seni seviyorum altın renkli kadınım
deniz gözlerinde boğulduğum
ben hiç mutlu olmadım
adamın diyorum hiç mutlu olmadı hadi ediver...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

uzak çocuklar

bana sarışınlığını verme ben senin içindeki esmer ufak sevgi çalan çocuğu görmüşken
ben ne kadar gelirsem sana ne olur dur
dedim ya hızdan bıktım çetrefil zift olsun ellerim
ruhum saklanmayı beceremeyen saklambaç oyuncusu açık etti her şeyi hep ebe oldu
içimdeki çocuğa bir ebe gerek çıkmak isteyecek
yoksa arabesk senden bir çocuğum olsun mu istiyorum?
bunlar neye delalet neye sebep
kır görüyorum uçsuz bucaksız değil bir tarafında a.v.m. diğer tarafında hastane
yeşillere yatmışsın yaklaşıyorum ağlıyorsun
ağlıyorum...
anlatmak konuşmak istemez bazen bedenden sıkılıp çıkmak ister ruh
bedelini istemez öyküsünü dinlemez
sustum...
bakınca bakasım arttı ellerimle aldım gözünün yaşlarını
gözlerini severek
saçların gözlerini sevmiş ellerimi kıskanmış saçlarını aldım elime
burnum uzadı saçlarına kokla kokla bayılmışım yanına
uyandığımızda doktor cemal beyin nikahı vardı dans ediyorduk gözlerin gözlerimde
nikahta sancıların artınca nikahı bitirmek zorunda kaldılar
doktor cemal odadan çıkınca ben haliyle 9 doğurmuş telaşla koşmuştum cemale
ağzından çıkanları bekliyordum lafı uzatıyordu cemalcim hadi dedim.....
nur topu gibi diye lafa başlayınca duvarları yıktım
"NUR TOPU GİBİ İKİZLERİNİZ OLDU"
yanına girdim uyuyordun
çocukları gördüm kızımız esmer güzeli oğlumuzda sarışın deniz gözlü annesi gibi
hissettirene sağlık

21 Temmuz 2010 Çarşamba

rabb

tan yerini ağartan rabbe sığınırım...bütün günahlarımdan sonra hep olur bu? hani sevgiliyi aldattıktan sonra çiçek götürmek gibi yanında kuzu olmak gibi...tanrım sen yücelerdende yücesin buna inancım sonsuz, şüphem yok ama öyle günahlar işledim ki affedilesi değil. benim derdim kendimle, sana sığınıp tekrar eden plak gibiyim...cazırtılı sorunlu tekrar eden plak...tanrım sen daima bana dönüktün ben bazen arkamı döndüm uzaklaşmadım ama bile bile yaptım her şeyi...şimdi napsam bilmiyorum diycem ama biliyorum; bir tövbeyle nasıl silinir herşey akıl erdiremiyorum. ey ayı bir yarım bir tam gösteren rabbim sana sığınıyorum...içimdeki siyah kırmızı karanlığı öldür. içimdeki katili hırsızı yalancıyı sapığı adaletsizi sömürücüyü ... densizi öldür.

15 Temmuz 2010 Perşembe

bir adamın geçmişindeki kadın

daima ileri diyemeyen adamlar geçmişlerinde kaybediyorlar sürekli. kendileriyle verilen savaşta kayıp hep ağlamaklı hafızaları oluyor. geçmişlerindeki güzellikle mücadele uzun ağır ve aynı zamanda kağıt gibi dertli ve keskin. zamanın içinde istediği ana gidebilen gitmek isteyen kendilerini durdurmayan insanlar çektikleri acıyı belkide ödül farz ediyorlar...sırtlarına alıp gözlerinin almadığı yolculuklara çıkıyorlar. hemde renkli olmayan soğuk diplere gidip saniyelerde yılları yaşamak. dudakların özlemini karanlıklarda aramak, dokunmak.saçların yüzüne dokunuşlarına aşık olan bu adamlar o kadınların ayakkabılarından aşk içer, kadınlarının ayaklarını öpücük yağmuruna tutarlar. gecenin bir vakti özlemleri en yüksek seviyeye geçebilir ağlayabilirler. yada aylarca özlemeyebilirler. ama genelde aylarca hasret duygusunu yaşamazlarsa sonra gelicek olan duygu onları akılsız biri yapabilir.dışarda gezerken gördükleri yaşama kendilerini benzetirler. hayal kurar kendilerini ve kadınlarını yerleştirirler o yaşama karakter olarak. bebekli hallerini görebilirler. kırda koşabilirler. öpüşebilirler, ağlaşabilirler. onlar için bu aslında çok acı verici bir şeydir. bunu bile bile bu hayale koşarlar. günler geceler bazen kalplerinde yaptıkları o büyük savaşla geçer. bu savaş sırasında onları en zorlayan şey geçmişlerindeki kadınların kokularını almaktır. koku onlara en çok anı hatırlatan teni hatırlatan malzemedir çünkü. bu adamlar için seks; tenlerin dansı olarak adlandırılır. ve anın hatırlanmasıda onları çok zorlar. heleki başka kadınların yanındalarsa...bu adamlar hatırlamamak için ne yaparlar peki? hatırlamamak için boş kalmamaları zamanlarını doldurmalı verimli, mutlu geçirmelidirler. genelde yaptıkları yeni kadın adaylarıyla vakit geçirmektir. ve yenilerinin arasında bütün o akla gelen anıların üstünü örtebilecek biri onlar için prenses tadındadır. bu muhteşem kadın geldiğinde onlar için gerçek yaz gelmiş demektir.

13 Temmuz 2010 Salı

baştakiler en sonda

mayın tarlasında gazozuna maç yapıyor doğuda çocuklarımız
2 kurşuna bir çift botla koşuyor.
ellerindeki silahlar tutukluk kesin yapar bile bile.
sevgili fotoğraflarına baka baka sadece o gün birileri ölmeli bile bile cepheye koşmak.
hemde sabahtan traşları olunmuş botları boyanmış tam teçhizat ölüme gitmek
'VATAN SAĞOLSUN' diye diye...vatanı onu nelere değişiyo belkide bile bile
sabah yataktan kalktıkları an ölüm için hazır olmak, azraille pazarlık yapmadan uçmak, gitmek.
düşmanın gözünde insanlığı görmek 2 saniye ve sonra dünyanın en iyi seri katili olmak
bunu bile bile cephede olmak.
o büyük kara parçası ne istiyorsa yaptırıyor memleketimize, yapıyorlar baştakiler
ama cephede o insancıklar en önde olması gerekirken ortalarda bile yoklar saklanmışlar lüx villalarına dünyanın en zengin insanları sıralamasında savaşıyor onlar sıralarını yukarıya çekmek için çabalıyorlar
şehit kanları dur durak dinlemiyor aktıkları yer ana yürekleri
baştakiler en sonda
baştakiler en sonda ve cephede en önde taze temiz yürekler var
haberlerde 1 dakika varlar ölü bedenler
baştakiler yalan dolan haberleriyle sürmanşet
baştakiler en dipte karanlığın ve pisliğin en sonunda...

28 Haziran 2010 Pazartesi

3 gönüllü 1 martı: UMUT

3 arkadaş oturdular soğuk bir şeyler aldılar kendilerine hatta dayanamadılar vitrindeki çilekli keke ve 3 servisle 1 dilim keki de istediler güler yüzlü garson efendiden. oturdular başladılar koyu karanlık sohbete hayallerini olumsuzlukları sıraladılar...sohbet devam eder kek yenir içecekler içilirken birden biri bir şey fark etti. diğerlerine gösterdi gözüne takılan şeyi. martı kanadı yara almış köşeye sıkışmış uçamıyordu. arkasını dönmüş köşede kara kara düşünüyordu. arkadaşlar kendi aralarında napabileceklerini konuştular ve bir veterinere götürme kararı aldılar. biri hemen bilgisayar başında olan kardeşini aradı durumu anlattı ve oldukları noktaya en yakın veterinerin nerede olduğunu öğrenmesini istedi. kardeş hemen bakıp ablasına koordinatları verdi. ve 3 kafadar 1 martı yola çıktılar bu arada martının nasıl tutulacağı konusunda kararsızlardı. kutu aradılar yoktu. arkadaşlardan biri arabadan hemen şalını getirdi ve martıyı tutma görevini başka arkadaşına pasladı. martı şala sarıldı ve arabaya atladılar. veteriner martıya baktı kırık yoktu. doktor bu arada 'ilaç yazacağım tedavisini yapar iyi olduğunda bırakabilirsiniz' demişti. bu durumda kimse eve götüremezdi kanadı yaralı martıyı. bir an kaçmayı düşündüler ve hatta 5 sn dışarı çıkıp kaçmaya başladılar ama bunun yanlış olduğu fikri ağır basmıştı geri döndüler. arkadaşlardan biri bakamayacaklarını ama böle bırakmak istemediklerini söyledi. martıyı aldılar ve hayvan barınağına doğru yola çıktılar.doktorun söylediği adrese gittiler ama orada değildi, taşınmıştı. başka veterinerlere gittiler ama kimse almıyordu. veterinerin birinin en iyi yapılacak şeyin deniz kıyısına bırakmak olduğunu söyledi. ve yürüyüş başladı. hatta arkadaşlar çok harika acayip 2 kapıdan geçerek başka dünyaya açıldılar sanki. deniz kıyısındalardı fakat martıyı bırakmak kolay olmadı burada ne yer ne içer yada saldırıya uğrar mı diğer canlılar tarafından diye düşündüler. bıraktıkları yerde sahilde çalışan bir beyefendi burada insanlar beslerler hatta bende bakarım deyince biraz gönülleri rahatladı gençlerin. işte 3 gönüllü ve 1 martı günü huzur içinde tamamladılar. işte vapurda seyahat ederken belkide bizim martımızı göreceksiniz. eminim size bir şeyler anlatacaktır. ne diyeceğini bilmiyorum ama UMUT dolu sözler edecek eminim arkadaşlar...

21 Haziran 2010 Pazartesi

yüce bir dağın tepesi

ateş dudaklarını hatırlıyorum
hatırladıkça etrafımdaki hiç bir kadının kadın olmadığını anlıyorum
utangaç tavırlarının beni ne kadar cezbedişini...
gözlerin...
ellerin...
saçların ellerime dolanıp seni seviyorum derdi hatırlıyorum
hatırladıkça bedenime saplanan kokunu duyuyorum...
yüce bir dağın tepesine konuyorum 2 saniye...
sonra uçurumdan yuvarlanıyorum...
sana numaramı veriyorum sormak istediğin birşey olursa diye...
dediğim gibi uzun bir süre yokum diyorum seçimini yap
seçimimi çoktan yaptım diyosun ama korkum sensin diyosun
ben mi?
diyorum ve ben koparıyorum bağı ve sağımı koparıyorum bedenimden
her gün mezarıma girip çıkıyorum her gece yatakta ayrılık çanları çalıyorum
otlaklarda kendime kin besliyorum
kendime kin besliyorum
yüreğimde uzun süre seni besliyorum...

sen yanımdayken iç çekiyodun dudaklarını ısırıyodun ya ben onu besliyorum...

17 Haziran 2010 Perşembe

asıldı ruhum

asıldı boynumdan geçmişim...
dar ağacına bol geldi hayallerim.
ne sen gittin benden ne de gezegenin
rüya vakitlerim sonunu başlatmadı sevgimin.
hasat vakti;
sevgi, saygı, huzur, toplama vakti başka ruhlarda

otobüsler ruhumun acısından ışığa koşuyor
içindeki yakınlarımı sürüklüyor kendimi taşıyorum
dinleyenlere ağıt okuyor kargaları öldürüyorum
içimdeki kuzgunları serbest bırakıp serçelerle anlaşıyorum
oyunu giderek öğreniyor rest çekiyorum

görebildiklerim satın alabildiklerim biliyorum
maddiyattan tiksindim yüzünden
ah benim güzel geçmişim diyerek seviyorum geleceğimi
aya bakıp ağlamalar falan...
kokun parmaklarımın ucunda kalmış hesabını veremiyorum

kalıbım; terledi basamıyorum
kalıbım; ayakları terledi basamıyorum
kalıbım; yüreğimin ayakları terledi basamıyorum
kıta dur sevgim
geriye dön
uygun adım marş!




11 Haziran 2010 Cuma

BABAM


hani babadır o 'gidilmeyecek diyorsam gidilmeyecek' der. hani o ne yüce insandır farkında olmadan...babalar babası padişahların en bilinmeyen zaferidir. en büyük fethidir çocukların babaları...bu andan bir vakit sonra oğlunu asker edecektir belkide kurban edecektir vatana, öle bir babadır o. sadece gösterileni görmüş sadece alınanı almıştır o çoğu baba gibi...candır, kandır o...babam...
babamla ilgili, en ufacık olduğum zamanları hatırladığım bir hikayeyi anlatmak isterim...
babam o zamanlar hakem ALLAHtan yan hakem..:) babam maça çıkıyor maç başlıyor bende babamla birlikte o yarı sahanın kenarını turluyorum...babam nerde ben orda. bir süre sonra 'baba ben sıkıldım ne zaman gidicez' ler başlıyor. babam bana laf mı yetiştirsin maçımı izlesin karar versin, akla karayı seçti tabi...canım babam...hayatımda her ne olursa olsun konuşamadıklarımız, ondan özür diliyemeyişlerim, öpemeyişlerim, koklayamayışlarım....hepsi bir yana sen dünyanın değil bütün sistemin en mütavazi en sevimli en saf babasısın...sana tapıyorum BABA...ha bu ara şunu söylemeden geçemiycem yıl 2004 babam 650 tl maaş alıyor ve ben ne istersem alınıyordu. bu nasıl yapılıyor buna aklım ermiyor nasıl yaptı şaşkınım...

9 Haziran 2010 Çarşamba

sen gittin

sen gittin ya yataktan saçlarını topluyorum
yastıkta kokunu kınıyorum
uğruna rüyalarımda mitingler düzenliyorum
seni çok özledimli pankartlar açıyorum
sen yoksun ya şimdi ben delirmiş gibi halüsinasyonunla uyuyorum

sen beni terk ettin gittin ya ben sana hiç kızmıyorum
sen terk ederken ağladın ben o ana tapıyorum
dertsiz başıma yanmayıp her gün seni diliyorum
seni diliyorum ki bütün olup kafamı parçalama diye
sen aklımdasın ya ben bütün yağmurlar benim olsun istiyorum

dünümü yarına getirmek için bedelini ödüyorum
koştuğum her yerde resmini çiziyorum
gökte bir gürleme olunca sana sarılıyorum
sen gittin ya bende değerimde kalmadım bunu biliyorum

sen gittin ve bu kocaman güzel şehir feryat figan yaşlanıyor
karalarım al al oldu sinirlerim gevşedi
bir bardak çayla ölmek istedim fakat seni yaşamak için ben gittim aslında

bir adaya düşmüştüm düşümde ben, kendim, egom, sempatim, empatim ve patimle yaşıyordum şimdi sadece ölüm kaldı geriye...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

herbie mann

herbie mann'in impressions of the middle east albümü kesinlikle dinlenmeli. dinleyip yazılmalı tasarlanmalı çekilmeli oynanmalı yani hayata sanat bırakmalı. şiddetle öneriyorum harika bir albüm...bloğumdada en sevdiğim parçası size eşlik edicek söylediklerimi yapmaya başlamanız için...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

kapı gibidir aşk

sen kapıydın üstü varaklı işlemeli bazı yerleri altın kaplamalı ben sadece açmaya çalışan. ben içerideydim, sen duruyordun. sen put gibi, eyfel kulesi gibi, çin seddi gibi duruyordun tapılası halinle. gözlerim gördüğü şeyde ne aradığını bilemiyordu her seferinde. besbelli aşıktı inan içinden çıkmayı istedi ama tattığı şey öyle garipti ki hem çıkmak isteyip kapıyı zorlamak hemde kapıya hayranlıkla bakmak zor oldu. hep kimseye acımadan kendime acıyarak geliyordum...sense öyle titanik'i deviren koca buz dağı gibiydin ki. burada her şey güzel sakın beni yanlış anlama ama çıkmak istiyorum sana bakmadan, seni görmeden kaçmak istiyorum
koca bir sessizliğin ardından.

-(ağlamaklı sesi küçülerek) 'ne olur!'
-(koca kapı sessizliğin sesini verir beyninin içine) ' '
-aaaa (sevinçli bir acıyla hiç değilse gözünün önünde olduğunu düşünür, ya bir gün kapı yok olmaya karar verirse!!!)

ağlamaktan uyuyakalışlarım sabahları vampire benzeyişlerim
burdayım herkesi burdan seviyorum annem, babam, arkadaşlarım, sevgililerim.şimdi her okuyan kendi değerlendirsin bakalım nasıl sevilmiş yada nasıl sevilirmiş? şimdi nelere kavga ediyorlar aileleriyle, sevgilileriyle, arkadaşlarıyla. saniyeler kapı karşısında inanın yıl. iyi değerlendirin!

21 Mayıs 2010 Cuma

hani...hep rüya

ellerin kaderimde çizecek yazacak silecek katlayacaksın biliyorum, hani adından diyelim, hani tadından diyelim, hani kokundan diyebilir miyiz? Sohbetin rakı arkasındaki kavun olsun ben hep kokusundan yenmez diyeyim onun için. ellerin saçlarına gidiyo arkaya atıyosun ya ben o an ha şimdi bayılıcam diyorum...ateş basıyor ellerimi kahveyi üzerime döküyorum yanan bacaklarım mı kalbim mi sana soruyorum? hani sen dışı dokunulası olmayan kitaplar gibi olsan da içinin doluluğu ve anlatışın karşısında ben markete gidip 2 ekmek 5 yumurta alan yanına da şekerleme almayı ihmal etmeyen velet oluyorum. ah seni anlatırken bak ben nerelere gidiyorum. ne kadar uzaklaşıp kendimden ve ne kadar kendime geliyorum. sen hani o ufacık dudaklarınla tebessüm ederken ben kocaman ağzımla yerlere yatıyorum. yerde sana bakıyorum tekrar aşk oluyorum göklere çıkıp kuşak çizip iniyorum. sen şelalede su damlası ben pasifik oluyorum. ah diye başlıyorum kusura bakma yanlışta anlama içimin hoşluğundandır. bazıları alkolle bazıları hapla bazıları iğnelerle bazıları otla kimileri sigara kimileri .....kimileri ..... ben senle kafa oluyorum. öyle güzel oluyorum ki aya ilk ben çıkmışçasına halaylar çekiliyor yüreğimde kadehler havada şarkılar söyleniyor gözümün önünde dünya pembeliğini bırakıyor kırmızı oluyor ateşle karışık su oluyor gözlerimde. ahhh sen...sen hani ...hani sana söyledim ya ben şey...şey dedim ben sana evet ben sana ....sen deli mi bu çocuk dedin haklısın bittabi haklısın valla hak veriyorum...ama bende bilmiyordum yani kendime bir söledim şankkkkkkk kafam zonkladı. sende haklısın...şimdi bana ne desen kar etmiyor sende biliyosun sen gözümün önünden gidene kadar diycem yok olmıycak. çünkü görmeden devam ediyo bu içimdeki. güzel şeyler görüyorum sen ne dersen de. önümü açık görüyorum zor ama iyi görüyorum...hem sende TANRI yı görüyorum. gözlerinde göz bebeklerin tanrı ya teslim gibi bende göz bebeklerine...sen şimdi ne dersen de !

18 Mayıs 2010 Salı

cehennemde füzyon

siyah boyalı saçlarının altındaki beyazlarla yataktaydı boylu boyunca boynuzlarıyla bir ırmak gibiydi. bal gibii akıyordu petekten libidoma. beni yatağa çağırışı çağlamak gibiydi bembeyaz yatağın içinde orgazm gibiydi sanki yanına gitmesem tamamdı dünyamda çiçekler azmış ve açılmıştı zaten. dudaklarım kifayetini bulamıyordu ellerimde kremler türüyor vücudum kendine bakım yapıyordu. gözleri gözlerime denk gelse yanacaktım sanki alevlenip kül olacaktım. müzik çalmaya başladı en cehennem kısmında korn dan bir parçaydı ritimler üzerimdekileri çıkarıyor iş çığrından çıkıyor hoşuma gidiyor tutmuyordum ellerimi (........) yatakta siyah ter damlasıydım yatağın mahşerine gömülmüştüm hesaplar kafamda dolanıyordu, hep açık veriyordum. altımdan kalkmış mücadeleyi kazanmıştı herşeyimi kazanmıştı...sanki bende sıralı floş var kazanan benimin nefesini atmışım dünyaya ama sonra gözlerine baktığımda görmüşüm floş royalı ve acınası bir suratla sırtımı dönmüşüm ona. sanırım bitmiştim...yola koyulmanın vakti geldi diye düşünürken elini omzuma koyup 'acıktın mı?' diye sorunca sanki biraz önce yaşananlar hiç olmamış gibi 'evet' dediğimi hatırlıyorum. vücudunu göstermeden çarşafa dolanıp yataktan kalkışı. sanki hala gizli bir şey var diyordu bana. gözlerim kulaklarım hep onunlaydı, ellerimde bazen. yorgunluk üstüne gözlerim kapanıvermiş. içine de bir rüya sığdırmışım. o hakem olmuş ben stat da maçı izliyorum ama bir gariplik var stattaki bütün taraftarlar çıplak onunsa üstünde bir kombinezon vardı. ipek ip askılı kırmızı bir kombinezon. elinde düdükte yoktu zaten herkes ona bakıyor topla oynamıyordu. futbolculara bakıp bişeyler anlatıyordu. merak ettiğim için sahaya yaklaşıyordum tellere kadar gittim ama yinede duyamıyordum. sonra bana dokundu ve uyandım neden anlamadım ama ereksiyon halindeydim. 'bu ne' dedi.
' bu...bu namussuzluğum, kendime acımam bu ...bu kederimin kaderi bu...bu sonum...bu yazım...beynime kazınan ahlaksızlığım bu...(ses tonum istemeyerek artıyor içimdeki dalgalar kıyıya sertçe vuruyordu)...bu yarınım ...elimden aldığın sonrada bahse girip kaybettiğin geçmişim bu... kalbimin üstündeki uzun zamandır hissetmediğim rüzgarı bir daha hissedemiycek olmam bu...bu bütün ahlarım tüm vahlarım...pencereyi açıp haykıramayışlarım bu.. bu sen ben o biz siz onlar ... zaman kazanındaki yokluğum bu. sebebim nedenim bu...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

içimdeki otoban (tyler durden)

reklamlar ruhumuzu satıcak kadar yol aştılar markalardan kariyer yapıyoruz hemde tüm insanlık bu konuda yarış halinde...500 beygirlik reklamlar. ve satın alınan ürünler hayatımızı berbat ettiler. parayla aşk satın alınıyor devrimizde, devrim şart oldu kafalarda. yiyceklerin reklamları yüzünden artık göbeğim var ve belkide başka hastalıklar taşıyorum. zaten kafalar ambele olmuş eller çürümüş kalpler yağlı pervasız olmuş. mideler aç birer canavar doymak bilmiyor, yükselen sesler kuzulardanmı yoksa ejderhalardan mı geliyor 'run forest run'...forest sanki bana koşuyor... içim hakkaten kan ağlıyor ,benden çok var memleketimde milletim nereye gidiyor...

14 Mayıs 2010 Cuma

güvercin kızgınlığı

yine karanlık bastı bedenimi içimdeki kuzgunlar şarkı söylüyorlar, ne kadar güzel mırıldanıyorlar
----
dünyada sizden beterler varken umrunuzda değilse diğerleri alın size berbat lanet kederleri
----
vücuduma iğneler yerleştirilmiş ben uyurken vinç operatörü alıp götürüyo kabuslarına. yine yaşla doldu şehir üstünden uçuruyor vinç beni. karanlık caddelerde bütün kötülükleri görüyorum. şehri baş aşağı gezmek güzel kırmızı ayakkabılı kadına takılıyor dudaklarım kokusu ayakkabılarından güzel tuvaletindeki broş için ölen afrikalı çocuklar geliyor aklıma. çığlıklar içinde ne için öldürüldüklerini belkide bilmeyen küçükler...bir cami görüyorum yarısı kilise buna anlam veremiyorum. adamlar, kadınlar, kadınadamlar, adamkadınlar hepsi sevişerek çıkıyolar içerden sonumuz geldi diye düşünüyorum. 'seccadelere yatmışlar ahlaksızlar' diyorum ama ağlıyorum iğneler artık acıtmıyo canımı acılarım yaş olarak akıyo ağzımdan. şehrin başkanı arabasından iniyor. oda ne? binanın tepesinde seksen yaşında bir nine paraya ihtiyacım var pankartı açmış koymuş yanına elinde tabanca başkana ateş edicek. başkana dur diye bağırıyorum ama beni duymuyo ve kurşun ıska geçiyo oysaki beni duymuş olsaydı vurulucaktı. buna üzülüyorum. şehrin varoşlarına gidiyoruz vinç ve operatörüyle. insanlar düğün yapıyo gibi açlığın içinden darbuka çalmak. eğleniyorlar suratlarından unutmuşluk var. bu arada şehir alış veriş merkezleriyle dolmuş! şehirde yüz yıllık hiç bir şey yok. cehennem... şehir karalara bürünmüş insanlar azmış, kazmış dibini şehrin... şehir ağlamaklı gök ağlamaklı insanlar hükmetmiş toprağa, havaya, suya...3 gün sonrasını düşünmeden...boru üflendiğinde uçağa biner giderim burdan diye düşünüyorlardır umarım...insanlık azmış acı çokmuş şehirde ...ufacık yüreklere acı çökmüş...iğneler vücudumdan çıkmak üzere operatör uyumuş vinç durmuyor...kıyamete gidiyorum biliyor gibiyim yanmaya başlıyorum...annem i görüyorum yeşillik alıyor manavdan salata için... babam mezarda dizlerinin üzerine çökmüş yıkılmış bünyesi toprağa sarılıyor kendi mezarı başında...gök yıldırımlar serpiyor şehre, nasibini alan yanıyor...başım ağrıyor eczaneye yaklaşınca eczacıdan ağrı kesici isteme ihtiyacı hissettiriyor aklım...eczacı kalfasını beceriyor içerde...aynı zamanda uyuşturucu alıyor...iğneler...vücudum şehre düşüyor gece kızgınlığında toprak bedenime batıyor...bütün eş dost şarkılar söylüyor
---
dünyada sizden beterler varken umrunuzda değilse diğerleri, alın size berbat lanet kederleri
---

5 dk (askere gitmeden yazılmıştır)

aslında ne istediğimden belli değilmi deli olduğum? ben hiçbir zaman ne istediğimi bilemedim. ben ölümümü çok seviyorum yoksa dirimimi? dirimmi 5 para eder ölümmü. dışarı çıktım kapanımdan ve dünyayı dolaştım 5 dk gözlerime takılıp düşenler şunlardı şişman bi bayanın göğüsleri , eğri omuzlu bi adamın göbeği , porsche cayenne ve şunu anladım benim hiç bir zaman mini cooper ım olmıycak. adımlarım yavaşladı ve uçurumun kenarına geldim . Tanrı ölmemi isteseydi bu toprağı yıkardı kafamı kaldırdım türk bayrağını gördüm .kim bu cennet vatanın uğruna ölmezki feda !!!!. yaya ya şaşaşa gassaray gassaray cim bom bom.....ve gidişe yakın herşey karıştı ve hiçbişey kalmadı . kalan sağlar bizimdir. enseme sinek yapıştı. ah annecim canım babacım başlıklı mektuplar yazamam, kalemimden kan damlar . kanlı mektubu anneme nasıl yollarım . iadeli tahhütlü ağlamalarım. bu kelimeler sırasını kaçırmış , hepsi ben yazdıktan sonra yerlerine geçsin

dikkat !!!!

12 Mayıs 2010 Çarşamba

kuşaşk

hayatımın uçan fakat yakalanamayan kuşu, uç özgürlüğe mutluluk getir haberlerinle sevgi getir nacizane şeffaf, üstü işlemeli musluklardan akan hayatı getir. Tebessüm dolu suratlar bırak geride arkandan sana çok bakılıcak; sen bakma ardına. Yolun uzun tez git tez gel inşallah, dualarımız hep seninle. Sana yazmak o kadar güzelki serçem, bülbülüm, martım, leyleğim. Ne yazılır nasıl yazılır sorma, hayat doldur kesene. Giderken ağlama sakın şehirleri sel almasın uğraştırma bizi! kırlangıcım aklımız hep sende su çekerse canın koydum kesene iç olur mu? terli terli uçma ama dikkat et

11 Mayıs 2010 Salı

ışıl şerbetçioğluna ithafen yazılmıştır...ama bütün dostlarım alınabilir...

Hayatımızın ne kadar anlamsız olduğunu öğrendiğim şu günlerde bir eski dostu görerek kazandığım yeni duyguların beynimde nasıl frekanslar kazandığını dökeceğim yazıya şimdi...o ki uzaktan geldiğini gördüğün an istemsiz olarak ağzına doğru götürdüğün çay fincanını direk bırakırsın masaya....gözlerinde çiçekler açar kokusu seni alır götürür bambaşka bir boyuta...oda seni görünce heleki suratında güller açmışsa dostunun keyiften keyife girer yüzün ve bütün vücudun...belki olduğun yerde dans edip döktürsen anca atarsın üzerinde heycanı....rahatlarsın....sonra yinede sıralarsın içinden geçen sözcükleri....dostun ne söyliyceğini bilmesede...... 'hayırsız nerelerdesin sen' ...ne sölese aynıdır çünkü o senin canını hiç pahasına vericeğin insanlardandır ve yinede öpersin yanaklarından ayrılırken yinede bidaha görüşmiycekmiş gibi sarılırsın, sırtını sıvazlarsın her seferinde yanındayım diye.... her savaşında yanındayım.... her yalnızlığında yanındayım.... her galibiyetinde ....her yıkımında... her dirilişinde.... her doğumunda.... her gökyüzündeki halinde.... her yerin dibindeki halinde.....sözün sözümdür diyerek ayrılırsın......yani sırtını öle bir sıvazlarsınki elini öle bir omzuna koyarsınki canın canımdır canımı yakma diyerek....
Eyyyy sevgili, saygıdeğer dostum yazım kısadır içindeki yük ağırdır....zahmet vermek için değildir yazım.... bunu ben taşırım....senin sadece yapman gereken göğsünü açıp sevgime açık olmandır....yanaklarından öpüyorum... tanıdığın herkese selam ederim....herşey gönlünce olsun ama en önemli şey sağlığındır ....iyi davran kendine....

10 Mayıs 2010 Pazartesi

benim güzel ...

gözümün önünde yıkıldı geçmişim ben sende sınavı geçmiş okulu bitirmişim soluğum uzun nefesim rahat bakışlarım net ve keskin geçmişim senden taşınıyorum seni sana bırakıyorum artık hem sen mutlu ol hem ben huzur bulayım geçmişim oysaki ben seni o kadar çok sevdim ki geçmişim her anıdan bir portre yaptım kafamda sergiledim istisnasız her gün gezdim her geçen gün yorulduğumu senide yorduğumu anladım geçmişim ah benim güzel içten geçmişim belki bir ara görüşürüz o zamana kadar kendine iyi bak hoşça kal geçmişim...

21 Nisan 2010 Çarşamba

teslimiyet

geri getirme verdiklerimi ne senden azım ne de daha az adi. kahvaltıda süt dökmüş kertenkele kuyruğu kadar oynak masallar içinde yeşeriyorum karıştırma balla. kesme lafımı bitmedi bitmiycek müstesna kalbim kırılır girdap sivrisinekle öpüştüğümde başlar yaşamın en basit fakat en iğrenç anı. karşıda sorduğun adres yol belli daire laptop kat ıvır zıvır sokak soktumun sokağı cadde beyaz GİT! gözlerim belki tamamen kapalı zaten kapattığımda başlıyor ordinaryus kabuslarımda yatıyosun başkalarıyla dans hocan,bakal,müdür,alış veriş yaptığım mağzadaki çocuk
sırada bayan arkadaşların...noktalar vücuduma batıyo ama bitmiyo rüya. gerçek mi değil mi bilmiyorum? yaşlarım ok gibi kıçıma batıyo...kapı ağzında şeker almamışlar 5 yaşındaki velede birlikte ağlıyoruz...ıhhıhıhııı....ahhhhhhhhhhhhhhhhhhh 'sus artık çocuk o şeker benim, benim olucak bende herkesin. bak yukardaki adamda' deli. beni gösteriyo içeri gidip arkadaşımı arıycam. müsvedde değil parmağım sayılır o. GEEEL ne olur gel!...ıhıhıh...bak saçlarıma yerdeler kafamda durmuyorlar koyuyorum düşüyorlar bak!...GİİİT!...BEN HALLEDİCEM...tırnaklarımı kesicem aşkımıza gömücem...kırmızı bi defter hatırlıyorum geçmişten dur ..durun bir dakika...gelecektende gelmiş olabilir...her ne .ikimse neye yarar klavuzu yok okunmuyo. yanlışlıklar komedyası bir sürü içine geçmiş masal kurt beni öptü mutlu son bumu...

gelmeseydin

her bana geldiğinde seninkilerden daha büyük atıyorum tutmaçlarımı e haliyle sen geri dönüp gidince canımı yakıyor uzatıyorsun kollarımı, sanki babam bağırıyor 'hayır! aldıracaksın o kalbi'. parça parça çekiyor hüznüm kalbimden et parçalarını. ne alkol kar ediyor ne küfür. kaldı ki kime küfür edicem. her gece biriyleyim kendi kafamı .ikiyorum fakat ruhuna bir arkadaş daha eklemen bende korku yaratıyor afacanlar basıyor sen basıyorsun kalbime böğrümü dağlıyor psikozlarım. hop diyip kalkmak istiyorum olan bitenin üstünden yağmur başlıyor sel basıyor ayaklarımı sanki ayaklarım benden gidiyor kütüphanede ışıklar sönmüş 'bir katilin 7 günü' nü okuyorum crump'ı tanıyorum, sen beni bana teslim etmişsin gitmiş kasaba 2kg kıyma çektirmişsin kafama atmışsın sanki crump kıymaların hesabını soruyor bana. ben ne çok korkuyorum ne de çok seviyorum. ben sadece O GÜNLERİ arıyorum kütüphanede...

18 Nisan 2010 Pazar

Aşk’ a bi(R)haber

Ben sana gelirken söylenmemişti çekiceklerim

Bütün çetrefilliğimin arasında kaldı benliğim

Çay saati gibi keyifli bol sohbet geçer sandım kalabalık vakitlerim

şğüm an ha kalp krizi geçirmişim ha gözyaşına dalmış yüreğim

Sen esmersen sarışınsan kumralsan fark etmiyordu gözlerime

Algıda seçicilik yoktu ben aşk sevmiştim isminin önemi yoktu

Bende ne var dedim kendi kendime

Sadakat dolu geçen senelerimin ardından orospu oldu kifayetlerim

Kariyer dolu boş zamanlarım bir bir seni düşünür oldu kara fidanım

Okudukça dinledikçe seyir eyledikçe duyularım daha bir dışa döndüm

Sana kapalı kalbim egosunu yarıştırdı beynimle arkadaş sayılarımı 10’a katladım….

Her şiirin bir aşklığı olur eylül sabahları

Neyzen nasıl üflerse neyine öyle üfledin yüreğime,

Sevmeyi bilir dokunuşlarınla

“Gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım” dedirtecek bakışların

Kalk gidelim aynı köprünün üstüne

Altımızdan bot, feribot, vapur vs. denizde ilerleyen ne varsa geçebilir belki

Yüreğime at demirlerini

Yağmur öğle yağsın ki yüreğim sel üstünde

Arada çiseleyen sıcaklığı ister maneviyatım ….

Sen yeter ki gel beraber çıktığımız yola bırakma beni

Ben zaten bendeyim sen gitme benden diye sözlerim…

Akışa teslim olunur ….ölünür bu uğurda eylül sabahları

Senden ırak olduğum her anda her yerde senin gözlerin gözlerimin içinde…

Bak yine neler yaptın, şair midesi yana yana neler yazdı

Divane şair akıllanmadı, serseri ruhu

aşk'tan bi(R) haber

Ben hiç birinize söz vermedim yaşayarak öğrendiniz kendi dizelerinizi siz yazdınız

Belki yeniden dediniz her seferinde oysaki ben siz yaşadıkça varım siz hata yaptıkça

Siz usandıkça bıktıkça siz sevdikçe varım ama siz insanlıktan çıktınız

Beni zavallıymışım gibi kullandınız…küfür eder gibi söylediniz adımı

Arkasından sensiz olamam dediniz ve ırzıma geçtiniz, sıkılınca terk ettiniz…

Sizden alınırsam beni yaşayamazsanız yaşayacağınız felaketleri görseniz keşke

Keşke birkaç kare göstersem o günlerinizden ki kıyamet günleri yakın olacak o günlerde

Yüreğiniz kutuplardan farksız anlamsız çoğalma savaşına gireceksiniz

Malınız mülkünüz benden daha önemli olacak…ama geç olacak

Nasıl yaşadınız bir hatırlayın sevgiliye koştura koştura gitme sırf 15 saniye fazla görmek için nur yüzü

El ele adını sizin koyduğunuz bir yerin keşfine çıkmadınız mı?

Şarkınız oldu sadece sizin,göğü notalar basmadı mı siz öşürken

Yataktan gittiğinde yüreğiniz soğumadı mı, ayaklarınız aramadı mı eşini?

Hastayken sadece yanınızda durması en güzel şeyken o size çorbalar yapmadı mı?

Çorbayla beni içtiniz yüreğinize ne fısıldadım duymadınız mı?

Neyse

Peki neden şimdi bana küfürler? Ne yaptıysam sizin için yaptım demem neyi değiştirir.

Ben size aşıktım siz kendinize ……

Meğer ne çok sevmişsiniz bedeninizi….

tıs etti söndü beynim

geldin gittin. geldiğinde gitmediğin tek yer beynim, kafamın içinde devamlı kokunla uyumak zorunda kalan aklım ve yüreğim. dayanılmaz kokunla sarsılan ellerim uzanan ama seni bulamayan nerdesin dünyamda hangi yörüngemdesin. aslında sen kimin gemisindesin kaptanın kim yanında kimler oturur artık bilmiyorum! yanımdayken uzaklığını ölçmek gerek sonuç anlamsız ve gergin. soluk alış verişim uçurmuyor artık, göğsümü kabartmak imkansız gibi havaya bakmak seni görmeden ve ta 'şuraya bak' diyene kadar bakmak göğe. bakkal amca bana 5 bira demek istiyorsam eğer var birşey belli. ki ben ne hayatımda 5 bira içtim ne de bu kadar çok sevdim birini. ee kestane şekeri hayat çok istedinmi bayıyo sanki. yazmaktanda sıkılıyorum seni düşününce. kelime bulmak sende kodlamak zor oluyor. bu ara Barış MANÇO şarkıları dinliyorum hep güzel şeyler düşünüyorum ama benim dalımdan benim sonumdan kim sorunlu bilmiyorum. ağlamak gibi şelalede boğulmak etraf yemyeşil suyun dibi görünmekte benim dibimeyse bakılamamakta. eh dedim ve bıraktım yazmayı

24 Mart 2010 Çarşamba

söz

aşk ezmesi sür bırak terket benliğini büyüme çürüme kadın satın kalın yolun yalın benim dibim senin yanın satın yüzümü katın safınıza malınıza sahip ben sen o nerde durum orda yokum sokumumdaki insanlık kadar insanım yermiyim gezermiyimde yaşıyorum açmıyım nesin derim sesim kesin vites küçült kaç maç kaç kaç yaş taş olsun dokunan sözler ayaklarım uçsun dileklerim hayal manipüle et halüsinasyonlarımı gel önüme diz çök satırlarımda çöz sözsüz bakışlarınla taşın kalbime kaşın gözüne hayran kervan yolculuğuma katıl batıllıktan ırak kıvrak bedenimle kefeninle gel sel olsun sevgimle hoşçakal vakit tamam havam yavan rüzgar lodos denizim sessiz tenim sensiz kederim alkol çeker şeker gülüşlerin hatırımda katırım yolda kalır satırım uzar kafam güzel aşk'a meylim artar kendimi arar hükmüm tamam nakaratını arar gönlüm dünyada dünyaca ünlü olmak olay ama basit kesit fes et kontratını at ateşe günahlarını

20 Mart 2010 Cumartesi

bahtım

'yer yarılsa da içine girse bahtım' demek bitirir adamı
yüzüne kezzap atılmıştan beter eder kahrın
yanar miden, nefes borun uzar ağzından çıkıcakmış gibi
yüzün aynada kırılır bıyıkların bükülür
koştururlar, ufkunu çalar yaptıkların
ağzınla gülümsesen kurtarmaz günahlarını
neylesin gönül yorsun bedenimi, korsun gönül
yanıyorsun yakıyorsun kanatları
ama uçamayan onlar değil sen düşüyorsun

19 Mart 2010 Cuma

dengesiz densiz testesteron

günah diz boyu
ters konulmuşuz kavanoza boğulmuşuz itilmişliğimizde
yanımızdaki meleklere saplamışız hançerlerimizi
ne kadar spontan desende, güzel değil desen, sen ne desende şeytan; şeytan
en şusu busu orospu kafiyeler ne desende aynı çamur yüreğim
sen güzel suratınla karşımda söylen dinlemez mi beynim?
ayaklarım koşturur karşına...
sen ne desende

8 Mart 2010 Pazartesi

ahhhh

şiddetimden korkmayan ben bana kızıyorum 4 teker üstünde ölüme uzuyorum
kederimden kaderime koşuyorum...
vardığım her noktada kusuyor, kramp oluyorum vücuduma, kızıyor alev oluyorum
gördüklerimi anlatma kaygısından sıyrılıyor ivme kazanıyorum
havaya attığım noktalar bomba oluyor tek tek vuruyor duyularımı
kan oluyorum kas oluyorum
boğazımdaki çığlıkla deviriyorum kendimi
kime gidiyorum bilmiyorum.
kimseyede sormuyorum koşuyorum
hep 2 kilometre uzaklıktaki 106 metrelik ağaca
5 saat yada 2 sene koşuyorum
hep 2 kilometre var aramda....
ter oluyorum

toz-u duman

günüm gözlerinin içinde sıcacık bir küvette başlasın
saçların kokulu ormanlara yürüyüşe çıkalım kahvaltıdan sonra
her bir dakika hasret lokumu isteyeceğim yanında
ellerin başımda dolansın, rüyalar gördür bedenime
dişlerinin kutbuna bakmak dalmak ak gibi, süt gibi
'selvi boylum al yazmalım' her halukarda çalacak kapımda

sis belirir belki dün gece belki yarın
korku sevmenin içinde, aşk'a dahil bence
sen 3 adım gel ben 4, ayağına basıp sarılmak ister bu yobaz ama odun kalbim
sen dur ben koşarım.
sen yeter ki bana doğru dön ve dur sevgim.
çimenlerde otlanan iki kuzuyla kısa metraj yapalım diyeceğim gecenin körü zannedersem

sen gel, gör, dinlen, gez, toz
haa toz demişken; dünyadaki bütün tozlar kadar severim takriben tutarsa totem...
çetrefil olur bedenin kavrulursun belki....

4 Mart 2010 Perşembe

o ol öl.

oyunculuk...kendi kendimize bilerek o olmak, içine, onun kılıfına girmek...o, baştan aşağı tam bir o olmak...dertlerini anlatış biçimi, kıskanma biçimi, sinirlenme biçimi, sevme biçimi vede daha bir çok biçim...biçim içinde çişim gelebilir tabi ama o işer gibi işiyeceksen yaparsın...nötr olmak ve sonra o olmak enerjisini almak, kalmak o ne çalıyorsa çalmak....o olmak

24 Şubat 2010 Çarşamba

kuruş beyin

yalnız yalnızken düşünür insan alçılı hayallerini ... Bir bir sıralanır bulunduğu yerden köyüne yol olur; belkide kaybolduğu yerde bulur kendini. Güzel olmaz hoş durmaz üzerine dar gelir bedeni tatsız tuzsuz acısız bibersiz öğle yemeği gibi olur soğansız ... ekmek arası güç istersen güzeldir düşünceli ayran...amma çok düşünürsen sonunu; sonun gelir erken kalkar uçağın rötar yaparsın geleceğe... o seni beklemekte yukarıda istedikleri açıktır, aslında yürekte titreme sezilir başın döner akla geldikçe sadece sev demekte ve oku demekte ...oku, sev, severek okumaya devam et öğren, hazmet, sindir, gevşe....
acıktım sevmeye kudret lazım geleceğe kondisyon şart ....kart insanlarla dolu toplumlar yetişiyor dert etme demeyeceğim ... sakın ama zulümden, kaç beladan sorumluluk var belinde savurmadan bitir antrenmanı.... gol yemek doyurmuyor bitirmiyor acılarını çalış eşekler gibi koş... gel deme gitmede, gözün önünden kaybolma terleme su iç soğuk kanlar dök savaş dayan kalıbımı basarım, kasarım dertlerimi
şimdi acıkmış 5 kuruşluk beynimle rahat bırak beni...













9 Şubat 2010 Salı

bıyıklarımdan kan damlıyor

zamlı düşlerim kol geziyor beynimde, tevkif ediyor tabularımı. Her derde deva gülüşüm bir kendine bulamadı çare. Kare aslıdır geometrinin ve hepte sorulur alanı...Alanımdan düştüm geçenlerde, "ya al ya git" dedi tezgahtar...Ya al ya git...ben her bir şeyimi bıraktım ve gittim densizce...gölge etmeden gittim. Yarı yolda fark ettim ki kan kokuyor bıyıklarım ve kanlı ellerim. Ellerime baktığımda güçsüzlüğümü yalnızlığımı acınmışlığımı gördüm. Falcı kadın ellerime dert yandı orta şekerli kahvesini uzatmadan sildi ellerimi. Anlattı anlattı ve ben her zaman olduğu gibi boşluk dinler gibi dinledim. Fok balığı demesiyle yüzümde minicik bir tebbessüm oluşması bir oldu, hoşuma gitti. Belki mutluluk için sebep yoktu ama ne biliyim korkmuştum işte...Ben bıyıklı kanımdan korkmuştum galiba....belkide çok ıraktaki bıyıklı karımdan...ah ah çekirdeksiz zamanlar oluşturmalı sanırım ben...

7 Şubat 2010 Pazar

beklentilerimden doğmuyor beklediklerimi omuzlarıma koyuyorum, yılıyorum gün be gün..vakit geç oluyor döndüğümde; geç dönmek istiyorum hep... zaman gelmeli ayaklarımı uzatmalıyım mısır patlamalı kulaklarımda sevdiğim seslenmeli mutfaktan...ama biliyorum dünyada çok insanın yok mısır patlağı...arkadaşlarım gözlerimden akıyor ağır ...çoraplarım bitiyor pantolonum banyo yapmak istiyor...zor ama bol günlerim var ...ALLAH'ım sana şükürler olsun ya RABBİM...

Bir tiyatro oyunum var artık provalara başlayacağız. Buradan Alper YAKICI hocama sevgiler saygılar. Bir t.v. kanalı benimle çalışmak istiyor denildi. Oyuncu yada çaycı olarak bilmiyorum. 2 demosu hazırlanmış format ne çıkar bilinmez. Her ne olursa umarım faydalı hayırlı olur demek kalıyor bana ve beklemek...

2 Şubat 2010 Salı

fütursuzluğuma fütur değil fütursuzluk kat

dağıtın parçalayın yıkın kaldırın devirin uzatın çekin çevirin yürütün koşturun bozdurun kondurun doldurun soldurun bitirin başlatın....vb.....

baba gazetesi

babam hep o koltukta hepte elinde gazetelerinden biriyle oradadır. Durması bile kafidir. Ama durmaz yapar bir şeyler. Çok çalışmak lazım koltuktaki gazeteli adam için BABAM için...

anne keki

anne cevizli havuçlu keki harika burdan H. Duran arkadaşıma sesleniyorum en kısa zamanda denenmeli. Amma anne yapmış gibisi olmaz tabi annen yanındayken yeneni gibisi olmaz sanırım. Kekten ruhuma inen yol bugünlerde ne yesem aynı yere iniyor. O yüzden başlamıycam. Blog bu şekilde sürüp gidicek resim yada video ve az sözle...

1 Şubat 2010 Pazartesi

yorduk

yoruldum yorulmaya doymamak istiyorum...güzel bir yorgunluk,ohhh televizyonun karşısın da tatlı ama huzurlu bir uzanma. keyfini çıkarma yorgunluğun aslında çıkarmaki alışma...

29 Ocak 2010 Cuma

şehrime gelmemek! şehre mi gelmemek?

gelmemek ya! aslında düşünmemek bile. aklımdan bile geçmesin. geçsin istiyorum verilen ebedi cezam edepli olsun yada hatam. çikolata renkli rüyalarım gerçek olsun parmaklarımın ucunda