30 Mart 2012 Cuma

Karaların Güneşi ( Tim BURTON sendrom )

zihnimin boşlukları denizlere ulaştı
ilerlemeye niyetsiz hareketsiz
göğün siyah perdesi çekilmiş
umutlar uçan balonlara bağlanmış
boğazlar tasmalı eller kelepçeli

sözler can sıkan tarzda
görüntüm kazanamayacak gibi
balıklar oltalarla insan avında
hayatın bittiği nefes dualar dilde

ya sen beni öldür ya ben dile döndüriyim
gidilen pastahanede vakit erken
yaşama bedelimiz faturalara yansımış
kasaturamın üstünde papatya açmış

yol benim keşfim değil koyunluğumun simgesi
üstüme akan bal şans değil, karaların
fısıltı işimi görecek
sayfiyede bahar vakti kefenim dikilecek

güneş tarihe gömüldü hatıralarımda
bu gün, gün bezmiş yarına koşturuyor
bir kalıp zulüm hediyem var arkadaşlara
5 santimetre üzüntü

karın altında kurtçuklarla söyleşiler
biraz olsun rahatlattı bağırsaklarımı
zannedilen 'kol kırılsa yen içinde kalır'
fark edilen 'yol yarılsa ben içinde kalsa'

elim sende çocukluğuma dönsem
kaşlarımı hiç çatmam
bana bulaşan ördekleri kovalasam
çiğ demlerimi yakalasam

lazanya üstü çikolata siparişim geç kaldı
kapalı kapılar ardında aç kaldım
genzimin enzimi sezgilerim tükendi
ya felek suçluysa?


14 Mart 2012 Çarşamba

kavramamda güçlük

yalnızlık dünkü gibi diyemem bir anlık değil
yalnızlık şimdiki gibi diyemem o anda değil
kibrim ayakta hep cezalılar
egom civa gibi zehirli ve kaygan
bir salyangoz hafifliğinde itici görüntüsüyle tiksinti gücünde
saat gibi akıntıya kapılmış benliğimin 'zor zamanlardayız' sözü cümlemin hep tam ortasında
duvarda asılı geçmişim devamlı zamanımı didikliyor
her an kötü niyet elçisi gibi siyah haberler veriyor
tehdit ediyor 'bensiz bir hiçsin' diyor.
çocukluğum dışımda ama içimdeki akıntı gittikçe büyüyor.
girdiğim sokakta mutsuzluğuma, huzursuzluğuma selam veriyorum
limandan kalkan tutkum bir kilometre açılıp demir atiyor.
görüyorum ama dokunamıyorum
gördükçe eriyorum
mum gibi bitmiyor dağılıyorum bütün bütün
kösteklim alarm veriyor alarm çalıyor
kasaba ağlıyor
ilerden gelen bir tabut bana doğru yaklaştıkça üzüntüm de aynı çabayı gösteriyor
tabutta asılı fotoğraf neden bana benziyor?
neden onu tutanlar hep benimde  arkadaşlarım, beni tanıyanlar,
annem, babam
kuzenlerim,
gökyüzünde yangın çıkıyor
ezan sesi
dikkatimi bambaşka bir şey çekiyor
safın en arkasında bir bebek emekliyor
kendi dilinde bir şeyler anlatıyor bana önümde duruyor.
aklımın alamayacağı olay...
ben mi küçülüyorum ufaklık mı büyüyor.
2 dakika içinde benim boyumda benim tenimde
benim bıyıklarıma sahip
ben
karşımda
ve tabutta
ve limandan uzakta
ben
konuşmuyor benimle sadece gözlerimin içine en dibine bakıyor
1 saat içinde bana yaşantımı gösteriveriyor bıyıklı ben
sanki bütün vücuduma yüzlerce meyve bıçağı saplanmış
sonra dediği tek şey
'bu dünya aslında yok
var olan tek şey inandıkların
ve işin çok ama çok zor'



8 Mart 2012 Perşembe

başlığa ne yazsam kalabalık olur

ben yalnızken hep ufacığım, öyle yaramazlıklar yapıyorum ki
sonra kalabalığa girince büyük davranmak zor oluyor, zoruma gidiyor
ben yalnızken çok tabak kırmışlığım var
yanımda biri yokken yanımı aramışlığım var
yalnızken ekmek arası kraker yemişliğim
buz gibi donmuşluğum var.
yalnızken koşturduğum odadan odaya dans etmişliğim var.
ebe olup kendimi aradığım anlar oluyor yalnızken
kalabalıkta çok kalabalık olduğum zor saatlerim oluyor.
güneşe ellerimi uzatıp ellerimi ısıttığım
kalbimi kuma gömüp dertlerimi gömdüğüm dejavularım oluyor.
yas tutan baykuş gülümsemeli sabahlarım
kibrit çöpü büyüklüğünde diş kavuklarım
ellerimle saatlerce sohbetlerim
topu kaleye göndermekte hep zorluk çeken ayaklarıma sitemlerim
kıskançlıklarımdan kocaman olta yapmışlığım var
ebe olup kendimi ele verdiğim
kendime yakalandığım pek çok an
balonlarımın şişmediği anlar göbeğimi şişirdiğim
ben yalnızken hep yalnızım mesela
ki ben yalnız göçücem bu dünyadan
düşündüklerimin kanaati bu
ellerim bağlı suçlu gibi yürüyeceğim çocukluğuma
gök perdesini araladı mı koşmaya başlayacağım
ki ben yalnızken bakkala borç yapamamışlığım o yüzden aç kalmışlığım
ben tek parçayken uzuvlarımı parçalamışlığım
ben bir duvarken oduna laf anlatmışlığım
kuzey kutbunda yalnızlığı düşünmüşlüğüm var
ben kırmızı pelerinimi hep yalnızken takarım mesela
kırmızı pelerinimle göğe bakıp gözyaşlarımı salmışlığım
toprağa parmaklarımı geçirip soluğumu tuttuğum
geçen zamanımı önüme aldığım yolumda ezdiğim çok olur yalnızken
leblebilerimin havaya uçup içimden geçip yere düştüğü çok olur yalnızken
kulaklarımın zemine deyip ön dişlerimin uzadığı
geceleri bir dalda ters durup uyuduğum
ayaklarımın uzadığı kafamı yere gömdüğüm anlarım hala var
yeşillik içinde bokları yuvarladığım anlar
ses içinde ışık gibi yol aldığım saniyelerim
bu gün sıradan bir gün değil benim için
özel bir gün
çünkü bugün diğerlerinden daha fazla yalnızlaştım