28 Ekim 2011 Cuma

yarın bayram

bombalar altında et parçaları dolu
fikirlerde ufacık etmek var ülkeleri
ellerindeki şekeri almak kendi şekerlerini kullanmamak var akıllarında
ve inanç uğruna cihad var
bileksiz silah var ellerinde
gözlüklü ajanları var 
fiskosta fiskos
uçakları var kendi göğünü delenlerine atılan
tanrım senin işinede karışır olmuşlar
deprem dediler bize ama adı başka 
adını ben şey koydum 
ibnelik koydum 
aklım almadı yeri sallayıp apartmanları yıkıyormuş silahları
o kadar korkaklar ki tanrım 
senin üstüne iftira atıyorlar
cehennem 
bazen cidden aklıma geliyor
ben anlatmaya çalışırken hatamı; insanları kırdım diye üzülüyorum
fakat adamlar bir bebeği bir aileyi bir mahalleyi bir kasabayı bir köyü
bir şehri bir ülkeyi yerli bir etmeye kalkıyorlar
karşılığında sanki gençlik iksirini alacaklarmış gibi
sanki bu benzin hiç bitmeyecekmiş gibi
sanki kuzu bir gün diş göstermeyecekmiş gibi
sanki kuyu onlarıda yutmayacakmış gibi
sanki cinderella her gün yer silecekmiş gibi
tanrım elindeki sopa her gün bir yerde başlarına vurduğun yetmemiş 
önlerine bakmaktan yukarı bakamaz olmuşlar
kendi çocuklarının dışında her çocuk ölmeyi genç yaşta hak etmiş sanki
yol uzun 
yol dar
harita kaybolmuş
ışık solgun
bayram kutlamamaya kadar gitti iş
yapanın yanında kaldı
tavlayı koltuk altımıza verip gönderecekler bizi
elimizde yüreğimiz var
ağzımızı bıçak açmayacak yakında
yarın bayram 
yarın bayram ve ben elimde bayrak yürümek istiyorum sokaklarda
elimde bayrak elimde yol arkadaşım yürümek istiyorum sokaklarda...
ve eminim yanımda yakınımda kürdü ermenisi lazı çerkezi 
sünnisi alevisi...
mekteplisi alaylısı
çocuğu annesi
yaşlısı ergeni
birlik kokan o güzel havada her kendini türkiyeli gibi hisseden herkes
sokakları kırmızıya boyayacağız...

yarın bayram...

 

25 Ekim 2011 Salı

nevrotravmapsikopiskoz

gözü yaşlı ellerim duvarlara geçmiş tırnaklarım dökük
omurgam beynimden fırlamış gökyüzünde bulut aramakta
kemiklerim ağır tuğlalara bağlı
iliklerim iliklenmiyor 
sesimde ses yok dudaklarım bağlı
tavanım pas tutmuş
vücudumdaki demir küflenmiş
eteğim zili bozulmuş
antibiyotiklerim biyomekanik travmalarımla sanrılarıma savaş açmış
avuç diplerim gömülmüş
dişlerim kireç tutmuş
güzel düşünmekten çok uzaktayım 
mesela taa oturma odasında
sütlü ihtiyacımda boğuluyorum
tuvalete boşalıyorum
ağlıyorum
başaramadığıma üzülmüyorum artık
sadece yalnız kalmak istiyorum belki
zan edersem o zaman başarabilirim
yer yüzünde sadece ben kalırsam başarabilirim
pusulamla bulurum yerimi
bide kaşık alırım yanıma yemek yerim belki
bir gitarım olsa
yürürüm 
ölene kadar
bir uzatma uzun sürmez di mi?

24 Ekim 2011 Pazartesi

pes valla

etmiyorum pes
bir uzun yol hikayesinin giderek yeşillenme ihtimali ile etmiyorum pes
bir otobüs bileti 1 taksi aksi param yansın sürekli elim part parmaklarım nersiz kalmasın
güneş geceye ne inatsa inadım bu tada
bu terlemeye ihtiyaç vücudum
gözümün önündeki kıskançlığımı ve içimin dibindeki egomu ateşlere atarım
senli kaderime bir yüzük takarım
sabah kalkınca bir kravat isterse boynum sarıl boynuma
kızımdan çok şey öğreniceksin annesili ve neşeli pazarlar var daha
bir olta sallayacağız en ön sıradan huzur kapacağız
bir pes etmedir insanı yıpratan isteklerini şeytana sızdıran
bu sebeple etmiyorum pes
her şey vaktinde olup biterken bir manevi güç hep beni gülümsetirken döner miyim sırtımı
'pes valla' dedirtmek varken, düşman çatlatmak, arkadaş çıldırtmak varken
yüzüm sana dönük ölmek
burnum burnunda olmak
ellerim başının tacıyken gitmiyorum
gözlerimi dillendiren, parlamasına sebep olan gözlerin bendeyken
gidecek yer gösterin bana
başka eller mi başka dudaklar mı
yapmayın güldürmeyin beni anlatıyorum ya
dinlemediniz mi?
rüyalarımda saçlarından halı dokuduğum o saçlardan kocaman bahçeli ufacık evler yaptığım içine 2 çocuk koyduğum kadını anlatırken demeyin öyle!
şimdi gitmek istese ki inatçıdır hırçındır kızım
ben gidiyorum dese
sırtını bana dönse
bilin ki gitmez
bilin ki gönlü bende
yüzü suyu bende
bilin ki etrafında dolaşıp önüne geçtiğimde o yine benim,
o yine evim,
o yine kızım,
o yine noktalarımı birleştiren anlam veren sözüm, nazım, sabrım ve varlığım
suratını assa aklım mum gibi erir
el vermese elim soğur
bakmasa üşürüm titrerim
ha işte benim kadın lafın üstüne basar
oda geliyor işte...
gel bebeğim...