29 Ağustos 2012 Çarşamba

resifim

duygu habitatımın değişimiyle birlikte güzelleştiğimin farkına vardır
en güzel dağ eteklerini giydim bugün
kumsal taşlarımı ceplerime doldurdum
yeşil orman ağaçlarına sürttüm sırtımı
ayakkabıyı unutup yolların acısını topladım
bıraktım medeniyetimi doldurup şişeye bıraktım denize

üstüne yazdım

dünya değişimime verdiğin elle beni nefeslendirdiğin için müteşekkirim 
evren bana zaman verdiğin tamamlanmama yardımcı olduğun teşekkür ederim
Andy Wachowski ve  Lana Wachowski kardeşlere matrix i gösterdikleri için ağlıyorum
ey içimdeki tanrı duamdır 
'her insan fark etsin ki hepimiz köleyiz bu dünyada hepimiz eş ve eşitiz'


21 Ağustos 2012 Salı

sakin ve huzurla

çoğu zaman benden önce uyur ve bilmeden bana bir armağan bırakırdı.
koltuğun üstünde parlayan bir nur gibi mışıl mışıl uyur
sıcağa karşı savunmasız terlerdi.
bakar acılarımı unutur çok ufak serçe kıvamında gülümserdim.
hanımım, kadınım, devam, panzerimdi hayata karşı.
aklıma bazen çocukça bazende büyükçe şeyler gelirdi.
ama hiç siyah beyaz değildi görüntü hep, her zaman renkliydi
ona bakınca sadelik duyardım
sessiz sakin ama güzel bir sadelik
dünyanın en büyük zenginliğiydi o
ben her defasında şans oyunlarında denerdim şansımı
ama onun farkında olamadan geçiyordu bu yorucu hayat.
bir gülümsemesiyle savaş durduracakmış gibiydi.
sabah uyandığında gözlerini açamadan hayatım dediğinde de kalbim
gözlerime şifa idi duruşu
saçlarına bayılırdım vücuduna dolanışına
ama kıyamadım yaz geceleri uyuyamayışına
'kestir' dedim yakışır sana yeni dönem saçlarından birini önerdim usulca
kestirdi.
o daha bir anne olmuştu şimdi
göbeği şişmişti
sanki bize bir melek doğuracak gibi
o bir anne gibi
bana bakıyordu
o bir anne gibi ...
yaşattıkların için ne kadar teşekkür etsem az
yaşattıkların için ne kadar teşekkür etsem az
yaşattıkların için ne kadar teşekkür etsem az
ve yaşattıkların için teşekkür ederim ömrümün en ince sızısı
en büyük zenginliğime istinaden
teşekkür ederim...

9 Ağustos 2012 Perşembe

dedem

evet
sabah 5 gibi gitmiş dedem
çok ufaktım şimdi yattığı mezar boşluğunu gösterdi bana.
bütün ailenin mezar boşlukları oradaydı.
o an ne hissettim anlamadım...hatırlamıyorum ama eve gittiğimde ve annem öğrendiğinde kızmıştı.
küçücük çocuktum ölmeyi hissedememiştim şimdiyse hep bi yanım bununla dolu
aynı adı taşıdığım ama bana hep her seferinde derviş coşkunun tırnağı olamazsınız diyen adam...
haklıydı şimdi düşünüyorum çocuklarına bıraktıklarını sanırım hiç birini bırakamıycak olmak acı veriyor.
dedem en çok bayram harçlığımı veren adam...
bütün ailenin kurbanlıklarına tek başına kesen adam... dedem
küçükken elinde saç kesme aparatı peşimden gelirdi ' gel saçlarını kırpalım ' derdi.
bakkalı vardı küçükken onun hayal mayal hatırlıyorum.
çokomel alıp yemeye bayılırdım.
sokağı hatırlıyorumda halamlarda erik ağacı nar ağacı falan vardı toplar yerdik.
dedemlerin önündeki ağaçsa dut ağacıydı.
tırmanır en güzel noktada ki dutları koparırdım.
eski sokağımız güzeldi aslında ama hayat değişiyor ve gelişmek zorundasınız.
biz gittikten çok sonra şehre uzak sitelere taşıdılar dedemleri
sanırım bu dedem için pek iyi olmadı
yani dedem camiye gider oradaki arkadaşlarıyla sonra hep laflardı
siyaseti severdi ama hiç unutamayacağım ve belki de yaşlanınca aynen ovaziyette olacağım hal
sohbet sırasında dedem in hep anlatıcak bir hikayesi vardı.
kastım bir hikaye üzerinde anlatma değil yani her cümle üzerine bambaşka hikayeler
falancanın oğlu falanca yaparken yakalanmış e bunuda falanca görmüş gitmiş falancaya anlatmış e falancanın kocası napsın sinirlenmiş tabi. gitmiş dövmüş falanca şekillerde amdamı gibi.

:)

dedem

o artık yok bence dünya parkurunu iyi tamamladı. ceza almadı. iyi puan topladı.

dedem ekmek 5 kuruş ucuz diye kilometrelerce yürüyen adam ve benide yürüten adam..

bu özelliğini benimsemişim bazen yapabiliyorum bunu. para gerçekten kolay kazanılmıyor ve çocuklarınız için ihtiyaç. yaklaşık bir ay önce yine yazmıştım dedem gidiyor diye ve o gitti.

iyi yolculuklar dede herkese selam izinden gidiyorum ama pek bir hırslı değilim. dünya işi fena iş. pek benlik değil.
o yüzden aldığın dereceleri benden bekleme .. :)

seni seviyormuşum dede
güle güle...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

tutun

gitsem gitsem  arka bahçeme giderim
dönsem dönsem arkama...
upuzun yola hiç bakmamak var
zik zaklı parktan geçmek gündüz vakti
ellerimde ki kokuyu kime bıraksam
ayaklarımda ki korkuyu...
dilimdeki titremeyi kime bıraksam
içinizden en sevdiğime şeyi bırakıcam
şiddetimi
sahtekarlığımı
gerçekliğimi
9 ayrı köyden kovuluşumun hikayesini sana
başıma buyrukluğumu anneme
aceleciliğimi babama
ve en çok ne sevdiysem toprağa gömeceğim
bisiklet pazarları ...
güneşi göreceğim ben bir boş vaktimde
doldurulan çaba ve telaş anlarımı dibe gömünce
salık veriyorum kendime sonra yere düşüyorum geceleri
sabah kalktığımda gün yeni ve farksız diğerlerinden
bildiğim tek şey mağlubiyetle aram harika..

yolda elime geçenler sırtımı deldiler
düşüncelerimi demir kavanozlara biriktiren adam , ben
ter bezlerimde şakalar biriktrdim gidişime dair...


20 Mayıs 2012 Pazar

ölenler

ölenler ve biz
nasıl ölündüğünü ilk defa çok yakından halamda görmüştüm.
ayakları cansız tavuk ayakları gibi yer çekimini %100 kabullenmiş pa.maklar yere doğru bakıyordu
yoksa halam o anda cennette bale mi yapıyordu
ölüm
mal varlığımız biriktirdiğimiz ayakkabılarımız evde olmasını istediğimiz ikea aydınlatmalarımız
yanımızda götüremeyeceksek neden bu kadar biriktirmek
ee bakkal amca
sabah 05:00 de kalktım çok büyük azimle işime yarıyacak diye gazetelerin arasına broşür koymaya bakkala yola çıktım. uyanamamıştım ama çokta hevesliydim..en az 2 kişi arasa dedim birini kayıt etsek okula, bide yeni işimin de broşürlerini aldım yanıma ki orayada 2 müşteri gelse cepleri doldursam diye düşündüm.bakkalın önüne geldiğimde gün aymıştı artık. beklemeye başladım. bakkal amca kocaman bıyıkları , göbeği ve hasırdan şapkasıyla çıkıp gelicekti. öyle ümit ettim. baya bekledim yanımda telefon saat yoktu ama sanırım yaklaşık 1 saat sonra gençten bir çocuk geldi bisikletiyle. gazetelere yaklaştı anladım orada çalıştığını sordum dayı yok mu?. yok hasta dedi 1,5 aydır. nesi varmış dedim. kansermiş dedi. doktorlar gidici diyormuş dedi. geçmiş olsun dedim. üzüldüm kocaman amcaya. çocuk işinin başına döndü gazete paketlerini açmaya başladı. bende broşür koyucaktım dedim gazetelerin arasına. tamam dedi. çıkardım broşürleri gazetelerin eklerinin arasına hem okulun hemde mobilya mağzasının broşürlerini koymaya başladım. kolay gelsin dedi bir ses. oğluydu. sağolun ve geçmiş olsun çıktı ağzımdan. sağolun dedi. nasıl oldu  dedim. dün gece hastaneye götürdük gene dedi. yani anladığım kadarıyla sanırım hastaneden ümitsizce çıkarılmış ve kötüleşince tekrar götürülmüştü. hayat insandan gideceği anlarda uğraştırabiliyor. amcanın çeşitli ifadeleri geldi gözümün önüne. çok düşünemedim. gazetelerime döndüm. yerleştirdikçe parmaklarım hem siyahlaşıyor hemde acı veriyordu parmak uçlarıma. bitmek üzereydi broşürler ve amcanın hayatı...

gitmek üzereydi insan hayatı

27 Nisan 2012 Cuma

dün ya

ne zaman kendimden kuşku duysam dilim yazıya gidiyor
karanlık vasfım şaha kalkıp kibir kusuyor
kulaklarıma hiç hoş olamayan iniltiler geliyor
ölümle yaşam arasında vücudum cennet ve cehennem arasında şuur buluyor
ya çemberin içinde yada dışında nasıl yanmak istersem rüyalarım öyle doluyor
kendime hep sorduğum zavallı benliğim soru işaretimin noktasını çalıyor
yanıma kan vermektense kan çekiyorum hayatından
başıma kan vermektense kan çekiyorum hayatından
ya selam dünya yeni bir şeytan doğurdun gözün aydın
sen dön
sen parçalan
sen boğul
ve hep göz yaşı kıvamında sevgiler kazansın hep kimin umrunda
sisli bir nehire sandal salıp ölesim var dünya
ayakkabılarımı nehre atıp gidesim var
fakat;
bunu kimse hal edemez
bugün herkes mutluluk peşindeyken yanı başında ki mutsuzluğu görmüyorsa
bugün evler temiz sokaklar pisse
herkes kalacak dünyada
acıyana kadar kalacak
ağlayana kadar kalacak
kocaman devrimler yapılacak onbinlerce canlı telef olacak
ve mutluluk yine aranacak
hep
her zaman
yakınlarda olduğu
belkide elimizin altında, avuçlarımızın içinde olduğu ...

anlaşılamayacak

zor zanaat dünya işi

her işim gibi sen de yarım kal bakalım yazım...

30 Mart 2012 Cuma

Karaların Güneşi ( Tim BURTON sendrom )

zihnimin boşlukları denizlere ulaştı
ilerlemeye niyetsiz hareketsiz
göğün siyah perdesi çekilmiş
umutlar uçan balonlara bağlanmış
boğazlar tasmalı eller kelepçeli

sözler can sıkan tarzda
görüntüm kazanamayacak gibi
balıklar oltalarla insan avında
hayatın bittiği nefes dualar dilde

ya sen beni öldür ya ben dile döndüriyim
gidilen pastahanede vakit erken
yaşama bedelimiz faturalara yansımış
kasaturamın üstünde papatya açmış

yol benim keşfim değil koyunluğumun simgesi
üstüme akan bal şans değil, karaların
fısıltı işimi görecek
sayfiyede bahar vakti kefenim dikilecek

güneş tarihe gömüldü hatıralarımda
bu gün, gün bezmiş yarına koşturuyor
bir kalıp zulüm hediyem var arkadaşlara
5 santimetre üzüntü

karın altında kurtçuklarla söyleşiler
biraz olsun rahatlattı bağırsaklarımı
zannedilen 'kol kırılsa yen içinde kalır'
fark edilen 'yol yarılsa ben içinde kalsa'

elim sende çocukluğuma dönsem
kaşlarımı hiç çatmam
bana bulaşan ördekleri kovalasam
çiğ demlerimi yakalasam

lazanya üstü çikolata siparişim geç kaldı
kapalı kapılar ardında aç kaldım
genzimin enzimi sezgilerim tükendi
ya felek suçluysa?


14 Mart 2012 Çarşamba

kavramamda güçlük

yalnızlık dünkü gibi diyemem bir anlık değil
yalnızlık şimdiki gibi diyemem o anda değil
kibrim ayakta hep cezalılar
egom civa gibi zehirli ve kaygan
bir salyangoz hafifliğinde itici görüntüsüyle tiksinti gücünde
saat gibi akıntıya kapılmış benliğimin 'zor zamanlardayız' sözü cümlemin hep tam ortasında
duvarda asılı geçmişim devamlı zamanımı didikliyor
her an kötü niyet elçisi gibi siyah haberler veriyor
tehdit ediyor 'bensiz bir hiçsin' diyor.
çocukluğum dışımda ama içimdeki akıntı gittikçe büyüyor.
girdiğim sokakta mutsuzluğuma, huzursuzluğuma selam veriyorum
limandan kalkan tutkum bir kilometre açılıp demir atiyor.
görüyorum ama dokunamıyorum
gördükçe eriyorum
mum gibi bitmiyor dağılıyorum bütün bütün
kösteklim alarm veriyor alarm çalıyor
kasaba ağlıyor
ilerden gelen bir tabut bana doğru yaklaştıkça üzüntüm de aynı çabayı gösteriyor
tabutta asılı fotoğraf neden bana benziyor?
neden onu tutanlar hep benimde  arkadaşlarım, beni tanıyanlar,
annem, babam
kuzenlerim,
gökyüzünde yangın çıkıyor
ezan sesi
dikkatimi bambaşka bir şey çekiyor
safın en arkasında bir bebek emekliyor
kendi dilinde bir şeyler anlatıyor bana önümde duruyor.
aklımın alamayacağı olay...
ben mi küçülüyorum ufaklık mı büyüyor.
2 dakika içinde benim boyumda benim tenimde
benim bıyıklarıma sahip
ben
karşımda
ve tabutta
ve limandan uzakta
ben
konuşmuyor benimle sadece gözlerimin içine en dibine bakıyor
1 saat içinde bana yaşantımı gösteriveriyor bıyıklı ben
sanki bütün vücuduma yüzlerce meyve bıçağı saplanmış
sonra dediği tek şey
'bu dünya aslında yok
var olan tek şey inandıkların
ve işin çok ama çok zor'



8 Mart 2012 Perşembe

başlığa ne yazsam kalabalık olur

ben yalnızken hep ufacığım, öyle yaramazlıklar yapıyorum ki
sonra kalabalığa girince büyük davranmak zor oluyor, zoruma gidiyor
ben yalnızken çok tabak kırmışlığım var
yanımda biri yokken yanımı aramışlığım var
yalnızken ekmek arası kraker yemişliğim
buz gibi donmuşluğum var.
yalnızken koşturduğum odadan odaya dans etmişliğim var.
ebe olup kendimi aradığım anlar oluyor yalnızken
kalabalıkta çok kalabalık olduğum zor saatlerim oluyor.
güneşe ellerimi uzatıp ellerimi ısıttığım
kalbimi kuma gömüp dertlerimi gömdüğüm dejavularım oluyor.
yas tutan baykuş gülümsemeli sabahlarım
kibrit çöpü büyüklüğünde diş kavuklarım
ellerimle saatlerce sohbetlerim
topu kaleye göndermekte hep zorluk çeken ayaklarıma sitemlerim
kıskançlıklarımdan kocaman olta yapmışlığım var
ebe olup kendimi ele verdiğim
kendime yakalandığım pek çok an
balonlarımın şişmediği anlar göbeğimi şişirdiğim
ben yalnızken hep yalnızım mesela
ki ben yalnız göçücem bu dünyadan
düşündüklerimin kanaati bu
ellerim bağlı suçlu gibi yürüyeceğim çocukluğuma
gök perdesini araladı mı koşmaya başlayacağım
ki ben yalnızken bakkala borç yapamamışlığım o yüzden aç kalmışlığım
ben tek parçayken uzuvlarımı parçalamışlığım
ben bir duvarken oduna laf anlatmışlığım
kuzey kutbunda yalnızlığı düşünmüşlüğüm var
ben kırmızı pelerinimi hep yalnızken takarım mesela
kırmızı pelerinimle göğe bakıp gözyaşlarımı salmışlığım
toprağa parmaklarımı geçirip soluğumu tuttuğum
geçen zamanımı önüme aldığım yolumda ezdiğim çok olur yalnızken
leblebilerimin havaya uçup içimden geçip yere düştüğü çok olur yalnızken
kulaklarımın zemine deyip ön dişlerimin uzadığı
geceleri bir dalda ters durup uyuduğum
ayaklarımın uzadığı kafamı yere gömdüğüm anlarım hala var
yeşillik içinde bokları yuvarladığım anlar
ses içinde ışık gibi yol aldığım saniyelerim
bu gün sıradan bir gün değil benim için
özel bir gün
çünkü bugün diğerlerinden daha fazla yalnızlaştım

19 Şubat 2012 Pazar

yollllll upuzun

ve yol başlıyor
uzun müzikli kocaman bayrakları olan renkli yol
upuzun bir şarkı alıyor aklımı
upuzun
yol yol yol
tanrım deliriyorum bu şarkıya

aklım uçuyor
gecenin karanlığında aklım aydınlıık
sabah gece
yol hiç susmıycak bu gece
şarkıyı bu akıl patlatıcak şarkıyı pataklayıp
çuvallamak istiycem gece boyu
taş atıcam aya
geceye küfür edip sarılıcam
ya sen gece ya ben...
battaniye mi istemiyorum
çekirdek kabuklarından yollar
üstüne zafer gazozlu
yol
upuzun sarışın yol
kocaman göğüslü karanlık yol
ahahahahahhaha


yol


upuzun
notaları karmaşık yol
seni seviyorum yolum
kolum girsin koluna
ve dans
yol upuzun yol
bitmesin şarkı
yol upuzun
hiç bitmesin
çok özlüyorum
yolu
kara dumanlı vadiyi bastırmaya gidilen yolda herşey mübah
yeter ki bitmesin yol
seni seviyorum
daha sesli çal
bağırın kurtlar
hadi
yol
upuzun yol
bitme
bu gece
bitme
yolllllllll
heyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy
şarkı susma
hadi
bağırın sivrisinekler
gece sende söyle
yol
bitmesin
kahkahalar artsın şarkınızda
hamam ve bok böcekleri hadi sizde
sincap alvin
hadiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii



yol
bitmesin şarkı
bağırın hep bildiğiniz ağzınızdan çıkamayan o şarkıyı o hani dilinizin ucunda bağırın

hadiiiiiiiii

yol
yol
yol
bitmesinnnnnnnnnnnnnn

bu yazdığım en güzel şarkı ve herkes bağırsın
çıldırınnnnnnn

bütün fareler sıra sizde

o şarkıyı evet hadiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

yol
yol
yol
upuzun yol


kemerleri sıkın donlarınız düşmesin

hadi
şarkıııııııııı

diller dolanmasın çıldırınnnn


gece gece
gece

yol
yol
kahkahalar....yanaklarınızı vurun birbiriinize....

güzel geceye....

2 Şubat 2012 Perşembe

ezilmişliğim, zayıf ve cesaret yoksunu halim popomun altında
suratına bakamıyorum yanımda kinin
oysaki geçenlerde bir söz vermiştim onlara dair
neden bakamıyorum insanların suratlarına
bana verilen sözleri affediyorum da
kendi verdiklerime ve kendime hançer biliyorum
göz yaşımla sarıyorum
elimde bulunan her şeyi sıkıyorum, kurutuyorum, asıyorum
ben kendime ben diyemiyorum çünkü gemimi sel alıyor
direğim bükülüyor
şu karşıda az biraz kara parçası var orada durmak gerek diyorum
ama hep aynı uzaklıktayız ben ne kadar yaklaşsam o kadar uzak liman
yani aramız o kara parçasıyla hep limani
bir kaç kere off desem bir dağ kusucam sanki
ama çok güzel yemyeşil ufak tepelerden kurulu bir dağ
elma ağaçlarını görmek isteyeceğim üstünde
keman çalan çobanların irili ufaklı kuzularını kusucam

ağzımı açıp yağmur tanelerini tutacağım
ya ayak kaplarım su alırsa
telaş yapacağım
iki arada bir derede boğulacağım
üç tunç tas has hoş kayısı hoşafı kaynatacağım
dört duvar arasında
beşi bir yerde olsun isteyeceğim duyu organlarımın
hepside izin yapsınlar bugün
kalbimin tam üzerinde bir çilek ağacı çıksın isteyeceğim

dünya kare mi?
ben sanki şu köşeden düşüyorum!

30 Ocak 2012 Pazartesi

özre gidiş

bu hayat boyunca sana bir çok sorun çıkaracağım
bunlardan dolayı her an özür dilemek gelecek içimden
çoğunda dileyemeceğimden dolayı şimdi çok üzgünüm
düşüncelerimin hep arasında bu,
gece teninde güzel dolaşıp 
sabah bu derde bulanmak
daha demin sevişip buz parçaları serpmek vücuduna
çok dert açıp çaresizce kalmak bir kuyunun dibinde.
saçlarını koklayıp bir özür dileyemeden göğe fırlamak
boyun eğmeden yerin dibine çakılmak
boynumdaki halattan vazgeçmeyeceğim
biliyorum kızımda elimden tutacak 
birlikte sorunlar çıkaracağız
bakışların;
güneş ışığını solduracak yüzüme

gecesini açacak gözlerime
ellerim kayaların içinde yemyeşil bitkiler arayacak
ufkum önüme düşecek
şaftım bozulacak
senden bir özür dilesem 30 gün gece kutlayacak beyin hücrelerim
bir kısa ağaç yeşillense ne mutlu eder
zafer çığlıklarına hasret nefesim
seni terleyecek geceleri
sadece bir yol kalacak denemediğim
o hep öyle sessiz tasmasıyla elimde duracak
sabah kahvaltıları senli ama engelli olacak
içimde çalan müzik hep ağzıma gelecek ama dışarıya ket vuracak
kulaklarım fısıltılardan uzak yüksekli haberlerle dolacak
bundan 1 gün sonra ben daha inatçı olacağım zaman
ellerim daha keskin olacak
sözlerim daha inkar dolu
ben yine özürsüz olacağım |
ifrit kuşumu besleyeceğim
kuşku faremi
soğuk beyaz atımı gezdireceğim
soğuk havlamalarımla gezeceğim
kırmızı vadiden çilek
tırnak ağacından şeker
zonklayan daldan biber
toplayıp top yapacağım
yünle sarıp kareli taşlarla dolu sokaklarda gol atacağım
ellerine gelecekten beni getireceğim.
kocaman kavanozda çikolatayla
cetvelle dövülmüş ellerimle

saçlarını biledim güneşte
burnumla vernikledim
yollarımızı rengarenk yaptım
ama özrümü bulamadım...

9 Ocak 2012 Pazartesi

acımız

acılarımızın büyüklükleriyle yol alıyoruz
sabah gidilen bankanın açılmasını 5 dakika bekledikten sonra
girilen bankada sıra almaya yanaşmayan annesini bekleyen yaşıtımın
karşısında şaşırmıştım neden bu yaşta o sıra makinesini kullanamadığını takmıştım kafama ki
oturduğum yere bakış attı gözlerinin görme engeliyle karşılaştım
çizmeleri güzeldi ama onları alırken çizmenin güzel olduğuyla ilgilenememiş olduğunu
sadece rahatlığını tarttığı geldi aklıma
denizin 2000 metre altından en dibine düşer gibi hissettim
kaygılarımızın kışı şimdi
richard ı şimdi anlıyordum sanki
elimden gelenlerle elimden gidecek olanların aynı olmaması
erkek halime yakıştıramıyorum bu ezilişi
hurda arabaların preslenişi
acılarımız
insanlar ölümle tanışacaklar
ama öyle bir nesil gelecek ki organların yenilenebildiği
kalbin insançocukları tarafından yapılabildiği
ölüme uzak bir dünya gelecek
iyi ki ölebiliceğim
bu dünya daha fazla çekilmez
ölmeyen insanlar dünyaya sığmayacaklar
aydan marstan venüsten arsa alan insanlarımız
kaçmaya çalışıyorlar sanırım dünyadan
şimdilik 20 - 40 dolar arasında satılan arsalara kaçıyorlar
ama kıyamet her yerde sanırım aynı
kaçılan nokta preslenişin en sonu gibi
günahlarımın affını istemem kifayet kaybetti
hayat ölüm karşısında değerini yitirdi
ağaçlar yemyeşildi
kuzular bembeyaz
minik ev hayalleri köşklere, yalılara döndü.
insan pençe ve azı dişlerini biledi
yok etmeye, olmaya hazırladı
metallica var oldu ama yok olmadı
olmasın yolculuk yollanmaktan farksız olur
ölüme götüren milim kararlar
her gün hız kazanıyor
ara ve yok et

veda ediyorum metalle

seek and destroy - metallica


ara ve yok et


Etrafı iyice araştırıyoruz 
Şehirde bu gece 
Seni arıyoruz 
Bir kavga başlatmak için 
Şeytani bir duygu var 
Beyinlerimizde 
Ama bu yeni bir şey değil 
Biliyorsun onun bizi delirttiğini 

Kaçarak 
Yolumuzun üstünde 
Saklanarak 
Ödeyeceksin 
Ölerek 
Bin tane ölümle 
Kaçarak 
Yolumuzun üstünde 
Saklanarak 
Ödeyeceksin 
Ölerek 
Bin tane ölümle 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 

Kurtuluş yok 
Orası kesin 
Artık son geldi 
Hoşçakal de 
İçinde yaşadığın dünyada 
Hep alıp durmuştun 
Ama şimdi veriyorsun 

Kaçarak 
Yolumuzun üstünde 
Saklanarak 
Ödeyeceksin 
Ölerek 
Bin tane ölümle 
Kaçarak 
Yolumuzun üstünde 
Saklanarak 
Ödeyeceksin 
Ölerek 
Bin tane ölümle 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 

Beyinlerimiz alev aldı 
Öldürme hissiyle 
Ve bu duygu kaybolmayacak 
Düşlerimiz gerçekleşmedikçe 
Yalnızca tek birşey var 
Zihinlerimizde 
Kaçmayı deneme 
Çünkü bulacağımız kesin 

Kaçarak 
Yolumuzun üstünde 
Saklanarak 
Ödeyeceksin 
Ölerek 
Bin tane ölümle 
Kaçarak 
Yolumuzun üstünde 
Saklanarak 
Ödeyeceksin 
Ölerek 
Bin tane ölümle 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et 
Arayarak 
Ara ve yok et