29 Mayıs 2010 Cumartesi
herbie mann
herbie mann'in impressions of the middle east albümü kesinlikle dinlenmeli. dinleyip yazılmalı tasarlanmalı çekilmeli oynanmalı yani hayata sanat bırakmalı. şiddetle öneriyorum harika bir albüm...bloğumdada en sevdiğim parçası size eşlik edicek söylediklerimi yapmaya başlamanız için...
24 Mayıs 2010 Pazartesi
kapı gibidir aşk
sen kapıydın üstü varaklı işlemeli bazı yerleri altın kaplamalı ben sadece açmaya çalışan. ben içerideydim, sen duruyordun. sen put gibi, eyfel kulesi gibi, çin seddi gibi duruyordun tapılası halinle. gözlerim gördüğü şeyde ne aradığını bilemiyordu her seferinde. besbelli aşıktı inan içinden çıkmayı istedi ama tattığı şey öyle garipti ki hem çıkmak isteyip kapıyı zorlamak hemde kapıya hayranlıkla bakmak zor oldu. hep kimseye acımadan kendime acıyarak geliyordum...sense öyle titanik'i deviren koca buz dağı gibiydin ki. burada her şey güzel sakın beni yanlış anlama ama çıkmak istiyorum sana bakmadan, seni görmeden kaçmak istiyorum
koca bir sessizliğin ardından.
-(ağlamaklı sesi küçülerek) 'ne olur!'
-(koca kapı sessizliğin sesini verir beyninin içine) ' '
-aaaa (sevinçli bir acıyla hiç değilse gözünün önünde olduğunu düşünür, ya bir gün kapı yok olmaya karar verirse!!!)
ağlamaktan uyuyakalışlarım sabahları vampire benzeyişlerim
burdayım herkesi burdan seviyorum annem, babam, arkadaşlarım, sevgililerim.şimdi her okuyan kendi değerlendirsin bakalım nasıl sevilmiş yada nasıl sevilirmiş? şimdi nelere kavga ediyorlar aileleriyle, sevgilileriyle, arkadaşlarıyla. saniyeler kapı karşısında inanın yıl. iyi değerlendirin!
21 Mayıs 2010 Cuma
hani...hep rüya
ellerin kaderimde çizecek yazacak silecek katlayacaksın biliyorum, hani adından diyelim, hani tadından diyelim, hani kokundan diyebilir miyiz? Sohbetin rakı arkasındaki kavun olsun ben hep kokusundan yenmez diyeyim onun için. ellerin saçlarına gidiyo arkaya atıyosun ya ben o an ha şimdi bayılıcam diyorum...ateş basıyor ellerimi kahveyi üzerime döküyorum yanan bacaklarım mı kalbim mi sana soruyorum? hani sen dışı dokunulası olmayan kitaplar gibi olsan da içinin doluluğu ve anlatışın karşısında ben markete gidip 2 ekmek 5 yumurta alan yanına da şekerleme almayı ihmal etmeyen velet oluyorum. ah seni anlatırken bak ben nerelere gidiyorum. ne kadar uzaklaşıp kendimden ve ne kadar kendime geliyorum. sen hani o ufacık dudaklarınla tebessüm ederken ben kocaman ağzımla yerlere yatıyorum. yerde sana bakıyorum tekrar aşk oluyorum göklere çıkıp kuşak çizip iniyorum. sen şelalede su damlası ben pasifik oluyorum. ah diye başlıyorum kusura bakma yanlışta anlama içimin hoşluğundandır. bazıları alkolle bazıları hapla bazıları iğnelerle bazıları otla kimileri sigara kimileri .....kimileri ..... ben senle kafa oluyorum. öyle güzel oluyorum ki aya ilk ben çıkmışçasına halaylar çekiliyor yüreğimde kadehler havada şarkılar söyleniyor gözümün önünde dünya pembeliğini bırakıyor kırmızı oluyor ateşle karışık su oluyor gözlerimde. ahhh sen...sen hani ...hani sana söyledim ya ben şey...şey dedim ben sana evet ben sana ....sen deli mi bu çocuk dedin haklısın bittabi haklısın valla hak veriyorum...ama bende bilmiyordum yani kendime bir söledim şankkkkkkk kafam zonkladı. sende haklısın...şimdi bana ne desen kar etmiyor sende biliyosun sen gözümün önünden gidene kadar diycem yok olmıycak. çünkü görmeden devam ediyo bu içimdeki. güzel şeyler görüyorum sen ne dersen de. önümü açık görüyorum zor ama iyi görüyorum...hem sende TANRI yı görüyorum. gözlerinde göz bebeklerin tanrı ya teslim gibi bende göz bebeklerine...sen şimdi ne dersen de !
18 Mayıs 2010 Salı
cehennemde füzyon
siyah boyalı saçlarının altındaki beyazlarla yataktaydı boylu boyunca boynuzlarıyla bir ırmak gibiydi. bal gibii akıyordu petekten libidoma. beni yatağa çağırışı çağlamak gibiydi bembeyaz yatağın içinde orgazm gibiydi sanki yanına gitmesem tamamdı dünyamda çiçekler azmış ve açılmıştı zaten. dudaklarım kifayetini bulamıyordu ellerimde kremler türüyor vücudum kendine bakım yapıyordu. gözleri gözlerime denk gelse yanacaktım sanki alevlenip kül olacaktım. müzik çalmaya başladı en cehennem kısmında korn dan bir parçaydı ritimler üzerimdekileri çıkarıyor iş çığrından çıkıyor hoşuma gidiyor tutmuyordum ellerimi (........) yatakta siyah ter damlasıydım yatağın mahşerine gömülmüştüm hesaplar kafamda dolanıyordu, hep açık veriyordum. altımdan kalkmış mücadeleyi kazanmıştı herşeyimi kazanmıştı...sanki bende sıralı floş var kazanan benimin nefesini atmışım dünyaya ama sonra gözlerine baktığımda görmüşüm floş royalı ve acınası bir suratla sırtımı dönmüşüm ona. sanırım bitmiştim...yola koyulmanın vakti geldi diye düşünürken elini omzuma koyup 'acıktın mı?' diye sorunca sanki biraz önce yaşananlar hiç olmamış gibi 'evet' dediğimi hatırlıyorum. vücudunu göstermeden çarşafa dolanıp yataktan kalkışı. sanki hala gizli bir şey var diyordu bana. gözlerim kulaklarım hep onunlaydı, ellerimde bazen. yorgunluk üstüne gözlerim kapanıvermiş. içine de bir rüya sığdırmışım. o hakem olmuş ben stat da maçı izliyorum ama bir gariplik var stattaki bütün taraftarlar çıplak onunsa üstünde bir kombinezon vardı. ipek ip askılı kırmızı bir kombinezon. elinde düdükte yoktu zaten herkes ona bakıyor topla oynamıyordu. futbolculara bakıp bişeyler anlatıyordu. merak ettiğim için sahaya yaklaşıyordum tellere kadar gittim ama yinede duyamıyordum. sonra bana dokundu ve uyandım neden anlamadım ama ereksiyon halindeydim. 'bu ne' dedi.
' bu...bu namussuzluğum, kendime acımam bu ...bu kederimin kaderi bu...bu sonum...bu yazım...beynime kazınan ahlaksızlığım bu...(ses tonum istemeyerek artıyor içimdeki dalgalar kıyıya sertçe vuruyordu)...bu yarınım ...elimden aldığın sonrada bahse girip kaybettiğin geçmişim bu... kalbimin üstündeki uzun zamandır hissetmediğim rüzgarı bir daha hissedemiycek olmam bu...bu bütün ahlarım tüm vahlarım...pencereyi açıp haykıramayışlarım bu.. bu sen ben o biz siz onlar ... zaman kazanındaki yokluğum bu. sebebim nedenim bu...
15 Mayıs 2010 Cumartesi
içimdeki otoban (tyler durden)
reklamlar ruhumuzu satıcak kadar yol aştılar markalardan kariyer yapıyoruz hemde tüm insanlık bu konuda yarış halinde...500 beygirlik reklamlar. ve satın alınan ürünler hayatımızı berbat ettiler. parayla aşk satın alınıyor devrimizde, devrim şart oldu kafalarda. yiyceklerin reklamları yüzünden artık göbeğim var ve belkide başka hastalıklar taşıyorum. zaten kafalar ambele olmuş eller çürümüş kalpler yağlı pervasız olmuş. mideler aç birer canavar doymak bilmiyor, yükselen sesler kuzulardanmı yoksa ejderhalardan mı geliyor 'run forest run'...forest sanki bana koşuyor... içim hakkaten kan ağlıyor ,benden çok var memleketimde milletim nereye gidiyor...
14 Mayıs 2010 Cuma
güvercin kızgınlığı
yine karanlık bastı bedenimi içimdeki kuzgunlar şarkı söylüyorlar, ne kadar güzel mırıldanıyorlar
----
dünyada sizden beterler varken umrunuzda değilse diğerleri alın size berbat lanet kederleri
----
vücuduma iğneler yerleştirilmiş ben uyurken vinç operatörü alıp götürüyo kabuslarına. yine yaşla doldu şehir üstünden uçuruyor vinç beni. karanlık caddelerde bütün kötülükleri görüyorum. şehri baş aşağı gezmek güzel kırmızı ayakkabılı kadına takılıyor dudaklarım kokusu ayakkabılarından güzel tuvaletindeki broş için ölen afrikalı çocuklar geliyor aklıma. çığlıklar içinde ne için öldürüldüklerini belkide bilmeyen küçükler...bir cami görüyorum yarısı kilise buna anlam veremiyorum. adamlar, kadınlar, kadınadamlar, adamkadınlar hepsi sevişerek çıkıyolar içerden sonumuz geldi diye düşünüyorum. 'seccadelere yatmışlar ahlaksızlar' diyorum ama ağlıyorum iğneler artık acıtmıyo canımı acılarım yaş olarak akıyo ağzımdan. şehrin başkanı arabasından iniyor. oda ne? binanın tepesinde seksen yaşında bir nine paraya ihtiyacım var pankartı açmış koymuş yanına elinde tabanca başkana ateş edicek. başkana dur diye bağırıyorum ama beni duymuyo ve kurşun ıska geçiyo oysaki beni duymuş olsaydı vurulucaktı. buna üzülüyorum. şehrin varoşlarına gidiyoruz vinç ve operatörüyle. insanlar düğün yapıyo gibi açlığın içinden darbuka çalmak. eğleniyorlar suratlarından unutmuşluk var. bu arada şehir alış veriş merkezleriyle dolmuş! şehirde yüz yıllık hiç bir şey yok. cehennem... şehir karalara bürünmüş insanlar azmış, kazmış dibini şehrin... şehir ağlamaklı gök ağlamaklı insanlar hükmetmiş toprağa, havaya, suya...3 gün sonrasını düşünmeden...boru üflendiğinde uçağa biner giderim burdan diye düşünüyorlardır umarım...insanlık azmış acı çokmuş şehirde ...ufacık yüreklere acı çökmüş...iğneler vücudumdan çıkmak üzere operatör uyumuş vinç durmuyor...kıyamete gidiyorum biliyor gibiyim yanmaya başlıyorum...annem i görüyorum yeşillik alıyor manavdan salata için... babam mezarda dizlerinin üzerine çökmüş yıkılmış bünyesi toprağa sarılıyor kendi mezarı başında...gök yıldırımlar serpiyor şehre, nasibini alan yanıyor...başım ağrıyor eczaneye yaklaşınca eczacıdan ağrı kesici isteme ihtiyacı hissettiriyor aklım...eczacı kalfasını beceriyor içerde...aynı zamanda uyuşturucu alıyor...iğneler...vücudum şehre düşüyor gece kızgınlığında toprak bedenime batıyor...bütün eş dost şarkılar söylüyor
---
dünyada sizden beterler varken umrunuzda değilse diğerleri, alın size berbat lanet kederleri
---
5 dk (askere gitmeden yazılmıştır)
aslında ne istediğimden belli değilmi deli olduğum? ben hiçbir zaman ne istediğimi bilemedim. ben ölümümü çok seviyorum yoksa dirimimi? dirimmi 5 para eder ölümmü. dışarı çıktım kapanımdan ve dünyayı dolaştım 5 dk gözlerime takılıp düşenler şunlardı şişman bi bayanın göğüsleri , eğri omuzlu bi adamın göbeği , porsche cayenne ve şunu anladım benim hiç bir zaman mini cooper ım olmıycak. adımlarım yavaşladı ve uçurumun kenarına geldim . Tanrı ölmemi isteseydi bu toprağı yıkardı kafamı kaldırdım türk bayrağını gördüm .kim bu cennet vatanın uğruna ölmezki feda !!!!. yaya ya şaşaşa gassaray gassaray cim bom bom.....ve gidişe yakın herşey karıştı ve hiçbişey kalmadı . kalan sağlar bizimdir. enseme sinek yapıştı. ah annecim canım babacım başlıklı mektuplar yazamam, kalemimden kan damlar . kanlı mektubu anneme nasıl yollarım . iadeli tahhütlü ağlamalarım. bu kelimeler sırasını kaçırmış , hepsi ben yazdıktan sonra yerlerine geçsin
dikkat !!!!
dikkat !!!!
12 Mayıs 2010 Çarşamba
kuşaşk
hayatımın uçan fakat yakalanamayan kuşu, uç özgürlüğe mutluluk getir haberlerinle sevgi getir nacizane şeffaf, üstü işlemeli musluklardan akan hayatı getir. Tebessüm dolu suratlar bırak geride arkandan sana çok bakılıcak; sen bakma ardına. Yolun uzun tez git tez gel inşallah, dualarımız hep seninle. Sana yazmak o kadar güzelki serçem, bülbülüm, martım, leyleğim. Ne yazılır nasıl yazılır sorma, hayat doldur kesene. Giderken ağlama sakın şehirleri sel almasın uğraştırma bizi! kırlangıcım aklımız hep sende su çekerse canın koydum kesene iç olur mu? terli terli uçma ama dikkat et
11 Mayıs 2010 Salı
ışıl şerbetçioğluna ithafen yazılmıştır...ama bütün dostlarım alınabilir...
Hayatımızın ne kadar anlamsız olduğunu öğrendiğim şu günlerde bir eski dostu görerek kazandığım yeni duyguların beynimde nasıl frekanslar kazandığını dökeceğim yazıya şimdi...o ki uzaktan geldiğini gördüğün an istemsiz olarak ağzına doğru götürdüğün çay fincanını direk bırakırsın masaya....gözlerinde çiçekler açar kokusu seni alır götürür bambaşka bir boyuta...oda seni görünce heleki suratında güller açmışsa dostunun keyiften keyife girer yüzün ve bütün vücudun...belki olduğun yerde dans edip döktürsen anca atarsın üzerinde heycanı....rahatlarsın....sonra yinede sıralarsın içinden geçen sözcükleri....dostun ne söyliyceğini bilmesede...... 'hayırsız nerelerdesin sen' ...ne sölese aynıdır çünkü o senin canını hiç pahasına vericeğin insanlardandır ve yinede öpersin yanaklarından ayrılırken yinede bidaha görüşmiycekmiş gibi sarılırsın, sırtını sıvazlarsın her seferinde yanındayım diye.... her savaşında yanındayım.... her yalnızlığında yanındayım.... her galibiyetinde ....her yıkımında... her dirilişinde.... her doğumunda.... her gökyüzündeki halinde.... her yerin dibindeki halinde.....sözün sözümdür diyerek ayrılırsın......yani sırtını öle bir sıvazlarsınki elini öle bir omzuna koyarsınki canın canımdır canımı yakma diyerek....
Eyyyy sevgili, saygıdeğer dostum yazım kısadır içindeki yük ağırdır....zahmet vermek için değildir yazım.... bunu ben taşırım....senin sadece yapman gereken göğsünü açıp sevgime açık olmandır....yanaklarından öpüyorum... tanıdığın herkese selam ederim....herşey gönlünce olsun ama en önemli şey sağlığındır ....iyi davran kendine....
Eyyyy sevgili, saygıdeğer dostum yazım kısadır içindeki yük ağırdır....zahmet vermek için değildir yazım.... bunu ben taşırım....senin sadece yapman gereken göğsünü açıp sevgime açık olmandır....yanaklarından öpüyorum... tanıdığın herkese selam ederim....herşey gönlünce olsun ama en önemli şey sağlığındır ....iyi davran kendine....
10 Mayıs 2010 Pazartesi
benim güzel ...
gözümün önünde yıkıldı geçmişim ben sende sınavı geçmiş okulu bitirmişim soluğum uzun nefesim rahat bakışlarım net ve keskin geçmişim senden taşınıyorum seni sana bırakıyorum artık hem sen mutlu ol hem ben huzur bulayım geçmişim oysaki ben seni o kadar çok sevdim ki geçmişim her anıdan bir portre yaptım kafamda sergiledim istisnasız her gün gezdim her geçen gün yorulduğumu senide yorduğumu anladım geçmişim ah benim güzel içten geçmişim belki bir ara görüşürüz o zamana kadar kendine iyi bak hoşça kal geçmişim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)