28 Eylül 2010 Salı

sıçmak

28 eylül 2010 28 yaşındayım ve bugün ölümden sonrasını merak ettim.
yani muz yemek istedim pulp fiction seyrediyorum durdurdum ve klozete yanaştım önce oturduğum yüzeyi sildim her zaman ki gibi pis küvete baktım bembeyaz yapana kadar silme fikri başlayamadan söndü beynimde. sifonu çektim kalan pisliğimi temizleme aracıyla temizledim. ellerimi yıkadım ama şuan yazdıklarımın hepsi klozetin üstündeyken geldi...
ve gerçekten öldükten sonra ne olacak? din var mı? sevgilinin önemi nedir eğer hiç evlenemeyeceksen? ağzın bazen yiyeceğin şeylere karar verir eğer yemezsen ne olur? para ne sikime yarar? zırva eşyalar nedendir? şimdi herkesin yaptırmak zorunda olduğu ve her ay 91 tl ye mal olan sigortayı yaptıramayacak olanlar ne yapacak? bu hükümetin kimlerin ajanları olduğu? bir film çekme isteğimin yanında oturan tembellik nasıl yok edilir? sevgilim dün gece beni aldatmış mıdır? benim buna nazaran aldatma isteğim ne libidodadır? biraz sonra ne yesem?  annemi arama isteğimin sonucunda hala bir işimin olamama gerekçesiyle bütünleşen arayamama sendromunun ilacı nerededir? telefonumla konuşmamayı ben mi istiyorum yoksa samsung mu? bu yazıya ara verirsem şu an ki düşüncelerimden uzaklaşır mıyım? kaldı ki bu yazıyı yayınlamalı mıyım? annem bu yazıyı okuduktan sonra beni kesin arar bu nu kendime sormuyorum bile! çalışmak zorunda mıyız? masturbasyonu kim buldu ve akabinde porno sektörü neden bu kadar büyüdü? galatasaray uefa kupasından sonra neden bu kadar  kötü bir takım oldu pararlel olarak neden hagi gibi bir yıldız daha gelmedi?off sıkıcı bu soruları kendime mi yoksa okurlara mı soruyorum?
sadece ne yiycem sorusunun cevabını biliyorum tavaya 2 yumurta atıcam...

26 Eylül 2010 Pazar

beynime azar eder ellerim

dört dörtlük hayatımıza getiremedik çözüm, getiremediğimizide sık sık dile getirdik.
bizler süper insanlar değiliz.
sorunlarımızdan doğmalı bütünleşmeliyiz her vakit vakitsizce sevişir gibi
saçların ellerimi kavurmuş bunu kodlamış avuç içim şimdi tabi beynime azar eder
ellerim saçlarında gezinmiş turu sevmiş  tabi saçların şimdi boğar bedenini
sakin olmak gerek aldığımız nefeste zaten olduğu kadar karanlık var
ciğerlerimizi aydınlatan ışık sözlerimizde...
gözlerimiz görmüyorken retinalarımızdan taranan sadece dijital 1 ve 0 lar
beynimiz hükmedemiyor anlamıyor yaşananları başka bir yerde hüküm hissetmek gerek
sanki gök yüzünde uçan meleklerimizde
bu aralar kendi aralarında basket maçı yapmaktalar
yengi yenilgi önemsiz maç hep devam etmekte uyandırmalı biri onları
şimdi fısıltıyla seni seviyorum de bana
salondayım ve seni seviyorum

22 Eylül 2010 Çarşamba

anne lifi

söze tam olarak bir kadının doğumundan başlamalıyım ki kısada tutacağım. evet her şey de olduğu gibi bir bayanı kadın ve kız diye ayırıyoruz. ki aldırmadığım, ilgilenmediğim, görmek istemediğim bir ayrımdır.  bahsedeceğim şey bu değil. çocuk doğuyor ve anneyle vakit geçirirken hep bir bebek hayal ediyor. eline aldığını güzelleştiriyor. söz çok büyük, anlatacaklarım derin, hiç gizemli değil ortada, insanın en sevdiği müzik gibi anneler. işte benim annemde her dokunduğu şeyi güzelleştirenlerden. yazmama neden olan her banyoda elimdeki  turuncu ve sarı renklerden oluşan banyo lifi oluyor. bütün vücudumu bembeyaz yapan ve kendimi melek gibi hissetmeme sebep olan o lif. annem ördü şehirden uzaklaşırken de çantama koydu. oysaki güzel annem daha hayatımda kendi hayatından neler koydu kader keseme. anne kazağı, anne kahvaltısı, anne uyandırılışı sabahları, anne dikkatli ol uyarıları, anne öpücükleri, anne sarılmaları, anne sevgisi, anne şen kahkahaları, anne vs. hayatının sonuna kadarda koymaya devam edicek biliyorum. annemin mesaisiyim ben. sanki benim üzerimde çalışıyor. annelerinizin hayatlarınıza neler koyduğuna bakın. sizin koyduğunuzu sandığınız  fakat biraz daha geriye baktığınızda annenizin koymuş olduğu liflere bakın...sizi melek hissettirebilecek liflere...seni seviyorum kahvaltıda balım öğle yemeğinde patlıcan közlemem akşamsa kırmızı biberli yoğurtlu... elleri beni yaşatan, gözleri güzel annem....

CANIM ANNEME...

10 Eylül 2010 Cuma

dışarı yutkunmak

yuvarlak dünyada herşey kaygan
üzerine sorumluluk koysan durmaz sadakat saygı hiç bir şey  var olmaz, yokta olmaz
pislik hep yeni pislikleri getirir
yıkanmaz arlanmaz
yeşillik dibine kaçar
içine öter bülbül
ses çıkarmaz hareketinde hayır olmaz
bulutlar sarmış etrafını tutmaya çalışmakta ferahlık içinde; bulutlar dışa bakmakta
içini unutmuş
içerde volkan tütüyor hava hep kararıyor
bir küçüçük fıçıcık hep ağlamakta
ekmek çalmayı isteyip tok gururuna yenilmekte
insanlar hem sevip hem parçalamakta
yapıp bozmakta ve bu oyun varoluştan yokoluşa devam etmekte
her oluş yine bir olmayışı getirmekte
her zaman bir kaybı çağırmakta
insanoğlu oğlunu kızını deşmekte
insanlar negatif rüyalarıyla süslemekte dejavularını
örtülenmiş örselenmişliklerini saklayıp midelerinde boğazlarında yumruk hissetmekteler
iliklerinde kurumuş bir çoğu
sevgisiz yolsuz yüreksiz gurursuz bir ton ceset
doldurmakta gezegeni
ellerine kılıç niyetine kan almaktalar
güç kudreti vicdanlarını ezerek almaya çalışmak zihinlerine yerleşmiş
gözleri köle etmiş zirvelerine tapınmaktalar
kor gibi yanmalıydı oysa yürekleri aydınlık yolları
zincire vurulmuş zindanda onurları
bir kadın kadar yüce olmalıylı sadakatleri
böyle olsaydı olurdu cesur çocukları