28 Haziran 2010 Pazartesi

3 gönüllü 1 martı: UMUT

3 arkadaş oturdular soğuk bir şeyler aldılar kendilerine hatta dayanamadılar vitrindeki çilekli keke ve 3 servisle 1 dilim keki de istediler güler yüzlü garson efendiden. oturdular başladılar koyu karanlık sohbete hayallerini olumsuzlukları sıraladılar...sohbet devam eder kek yenir içecekler içilirken birden biri bir şey fark etti. diğerlerine gösterdi gözüne takılan şeyi. martı kanadı yara almış köşeye sıkışmış uçamıyordu. arkasını dönmüş köşede kara kara düşünüyordu. arkadaşlar kendi aralarında napabileceklerini konuştular ve bir veterinere götürme kararı aldılar. biri hemen bilgisayar başında olan kardeşini aradı durumu anlattı ve oldukları noktaya en yakın veterinerin nerede olduğunu öğrenmesini istedi. kardeş hemen bakıp ablasına koordinatları verdi. ve 3 kafadar 1 martı yola çıktılar bu arada martının nasıl tutulacağı konusunda kararsızlardı. kutu aradılar yoktu. arkadaşlardan biri arabadan hemen şalını getirdi ve martıyı tutma görevini başka arkadaşına pasladı. martı şala sarıldı ve arabaya atladılar. veteriner martıya baktı kırık yoktu. doktor bu arada 'ilaç yazacağım tedavisini yapar iyi olduğunda bırakabilirsiniz' demişti. bu durumda kimse eve götüremezdi kanadı yaralı martıyı. bir an kaçmayı düşündüler ve hatta 5 sn dışarı çıkıp kaçmaya başladılar ama bunun yanlış olduğu fikri ağır basmıştı geri döndüler. arkadaşlardan biri bakamayacaklarını ama böle bırakmak istemediklerini söyledi. martıyı aldılar ve hayvan barınağına doğru yola çıktılar.doktorun söylediği adrese gittiler ama orada değildi, taşınmıştı. başka veterinerlere gittiler ama kimse almıyordu. veterinerin birinin en iyi yapılacak şeyin deniz kıyısına bırakmak olduğunu söyledi. ve yürüyüş başladı. hatta arkadaşlar çok harika acayip 2 kapıdan geçerek başka dünyaya açıldılar sanki. deniz kıyısındalardı fakat martıyı bırakmak kolay olmadı burada ne yer ne içer yada saldırıya uğrar mı diğer canlılar tarafından diye düşündüler. bıraktıkları yerde sahilde çalışan bir beyefendi burada insanlar beslerler hatta bende bakarım deyince biraz gönülleri rahatladı gençlerin. işte 3 gönüllü ve 1 martı günü huzur içinde tamamladılar. işte vapurda seyahat ederken belkide bizim martımızı göreceksiniz. eminim size bir şeyler anlatacaktır. ne diyeceğini bilmiyorum ama UMUT dolu sözler edecek eminim arkadaşlar...

21 Haziran 2010 Pazartesi

yüce bir dağın tepesi

ateş dudaklarını hatırlıyorum
hatırladıkça etrafımdaki hiç bir kadının kadın olmadığını anlıyorum
utangaç tavırlarının beni ne kadar cezbedişini...
gözlerin...
ellerin...
saçların ellerime dolanıp seni seviyorum derdi hatırlıyorum
hatırladıkça bedenime saplanan kokunu duyuyorum...
yüce bir dağın tepesine konuyorum 2 saniye...
sonra uçurumdan yuvarlanıyorum...
sana numaramı veriyorum sormak istediğin birşey olursa diye...
dediğim gibi uzun bir süre yokum diyorum seçimini yap
seçimimi çoktan yaptım diyosun ama korkum sensin diyosun
ben mi?
diyorum ve ben koparıyorum bağı ve sağımı koparıyorum bedenimden
her gün mezarıma girip çıkıyorum her gece yatakta ayrılık çanları çalıyorum
otlaklarda kendime kin besliyorum
kendime kin besliyorum
yüreğimde uzun süre seni besliyorum...

sen yanımdayken iç çekiyodun dudaklarını ısırıyodun ya ben onu besliyorum...

17 Haziran 2010 Perşembe

asıldı ruhum

asıldı boynumdan geçmişim...
dar ağacına bol geldi hayallerim.
ne sen gittin benden ne de gezegenin
rüya vakitlerim sonunu başlatmadı sevgimin.
hasat vakti;
sevgi, saygı, huzur, toplama vakti başka ruhlarda

otobüsler ruhumun acısından ışığa koşuyor
içindeki yakınlarımı sürüklüyor kendimi taşıyorum
dinleyenlere ağıt okuyor kargaları öldürüyorum
içimdeki kuzgunları serbest bırakıp serçelerle anlaşıyorum
oyunu giderek öğreniyor rest çekiyorum

görebildiklerim satın alabildiklerim biliyorum
maddiyattan tiksindim yüzünden
ah benim güzel geçmişim diyerek seviyorum geleceğimi
aya bakıp ağlamalar falan...
kokun parmaklarımın ucunda kalmış hesabını veremiyorum

kalıbım; terledi basamıyorum
kalıbım; ayakları terledi basamıyorum
kalıbım; yüreğimin ayakları terledi basamıyorum
kıta dur sevgim
geriye dön
uygun adım marş!




11 Haziran 2010 Cuma

BABAM


hani babadır o 'gidilmeyecek diyorsam gidilmeyecek' der. hani o ne yüce insandır farkında olmadan...babalar babası padişahların en bilinmeyen zaferidir. en büyük fethidir çocukların babaları...bu andan bir vakit sonra oğlunu asker edecektir belkide kurban edecektir vatana, öle bir babadır o. sadece gösterileni görmüş sadece alınanı almıştır o çoğu baba gibi...candır, kandır o...babam...
babamla ilgili, en ufacık olduğum zamanları hatırladığım bir hikayeyi anlatmak isterim...
babam o zamanlar hakem ALLAHtan yan hakem..:) babam maça çıkıyor maç başlıyor bende babamla birlikte o yarı sahanın kenarını turluyorum...babam nerde ben orda. bir süre sonra 'baba ben sıkıldım ne zaman gidicez' ler başlıyor. babam bana laf mı yetiştirsin maçımı izlesin karar versin, akla karayı seçti tabi...canım babam...hayatımda her ne olursa olsun konuşamadıklarımız, ondan özür diliyemeyişlerim, öpemeyişlerim, koklayamayışlarım....hepsi bir yana sen dünyanın değil bütün sistemin en mütavazi en sevimli en saf babasısın...sana tapıyorum BABA...ha bu ara şunu söylemeden geçemiycem yıl 2004 babam 650 tl maaş alıyor ve ben ne istersem alınıyordu. bu nasıl yapılıyor buna aklım ermiyor nasıl yaptı şaşkınım...

9 Haziran 2010 Çarşamba

sen gittin

sen gittin ya yataktan saçlarını topluyorum
yastıkta kokunu kınıyorum
uğruna rüyalarımda mitingler düzenliyorum
seni çok özledimli pankartlar açıyorum
sen yoksun ya şimdi ben delirmiş gibi halüsinasyonunla uyuyorum

sen beni terk ettin gittin ya ben sana hiç kızmıyorum
sen terk ederken ağladın ben o ana tapıyorum
dertsiz başıma yanmayıp her gün seni diliyorum
seni diliyorum ki bütün olup kafamı parçalama diye
sen aklımdasın ya ben bütün yağmurlar benim olsun istiyorum

dünümü yarına getirmek için bedelini ödüyorum
koştuğum her yerde resmini çiziyorum
gökte bir gürleme olunca sana sarılıyorum
sen gittin ya bende değerimde kalmadım bunu biliyorum

sen gittin ve bu kocaman güzel şehir feryat figan yaşlanıyor
karalarım al al oldu sinirlerim gevşedi
bir bardak çayla ölmek istedim fakat seni yaşamak için ben gittim aslında

bir adaya düşmüştüm düşümde ben, kendim, egom, sempatim, empatim ve patimle yaşıyordum şimdi sadece ölüm kaldı geriye...