27 Haziran 2011 Pazartesi

kıskan ç mak

beşi bir yanını sarar kıskan
kıskan aslında pis kandır, kene gibi emer vücudunu kendini insan sananın
gözlerini kilitler bakışlarını yönünü o belirler
ellerini kurutur sinirlerini doldurur
ortasındaki ç sovyet sosyalist cumhuriyetler birliğindeki ç gibi

bir orak gibi
yemyeşil santim santim otları milimetre yapmak
bir çekiç gibi
fabrikadan yeni çıkmış bir çiviyi tahtaya basmak
devrim gibi
sevda güllerini mantık tüplerine koymak
kıskan ve mak gibi
2 ümitdaşın yoluna set atmak
bir boğanın boynuzlarından tatmak gibi kıskan
bir derenin upuzun dev ağaçlara haykırışı gibi mak
elde kalan saç teli
yelde akılda kalan düşün gibi
ellerini kaba etine dolamak, dudaklarıyla oynaşmak gibi
hem savaş hemde barış gibi
hem dost hem oyevski gibi
bir kelime bir işlem gibi
uzaklarda gördüğüm yel ve değirmeni gibi
ona bulaşan donla kişot gibi
sanchoyla panza gibi
bir su molekülünün aksi taktirde çirkin şekil alması gibi
çayın Karadeniz de tatsız tuzsuz olması gibi
elimden hiç bir şeyin gelmemesi düşlerime piskanın gelmesi gibi
sakallarıma tahammülümün az olması bıyıklarıma olması gibi
burnumu yalnızken harikulade karıştırmam gibi
bir kendi şişesinde zafer gazoz gibi
aslında söze başlayınca sevmek gibi
ama diğer taraftanda madalyonun ön yüzüne en uzak yerindeki gibi
kara gibi koyu gibi
çok ekşi çok acı gibi
gitarla sapı gibi
ben diyim 100 metre sen de 300 metre gibi
bu sokaktan dön sonra bakkalın yanı gibi
209 numaralı oda nalan hanıma ödeyin faturayı gibi
akşamla gündüz rakıyla balık gibi
pastırmayla siniri gibi
senle ben gibi işte
neden lafı dolandırıyorum