


o zamanlar yazdı, güneş güzel yön gösteriyordu o vakit. Sanki şimdi hiç daha güneş açmayacak gibi her sabah doğan şey kalbime batıyormuş gibi her sabah doğan şey tembelliğimi yağlandıran, ellerimi ayaklarımı donduran buz kalıbı gibi...sabahları güzel kahvaltıları vardı o sabahların uzun upuzun altın sarısı olmasa da bir ömür ellerimde kalacak saçları vardı, ıslak dudakları vardı uyanmadan öncede sonrada. sabahlar geceden haber verirdi yarının güzelliklerini.sabahın aydınlığı öyle hınzır öyle yaramazdı ki ilgilenmeden edemezdin, sonra ilgilenmesen de hep şakacı hep oyunbaz olacak zannedersin o sabahlarda. hayatımızda kaçırdığım tüm fırsatların listesine eklenir güzellikler huzur ve mutluluklar. o sabahlarda ayaklarındaki parmakların bile ayrı uyanır güne sanki o sabah son günleri son defa 70 kilogramlık bir devi son kere taşıyacaklar o gün onların bayramları kutlamaları kardeşlik yeminleri...işte tırnaklarında salak bir gülümsemeyle koyulurlar yola 20 parmak cezbederler eşlerini. o sabahlar boynu eğik bana bakardı selam verirdi ruhunu ruhuma çarpar kalbime hız verirdi. yola devam dedirtirdi. bir maymun bir maymuna nasıl kur yaparken bit ayıklama işlemini yapar öyle bakım yapardı. canım acırdı bazen salon penceresinden atlamak uçarken ki havayı canımın acıdığı yere vurdurmak isterdim. ama vurduramaz daha öncesinden atlayamaz vede uçamaz koştururdum o sabahlarda. kahvaltıda ne yeneceğine karar veren midelerin kararları doğrultusunda çay koyulurdu. sucuğun yanına yumurta kırılırdı kibarlığından. peynir masadaki yerini bir aristokrat gibi alırdı ama bütün masa ona deli derdi. meyve suları zeytin domates yolda olurdu ellerimde. patatesler soyulurlar, bölünürler ve diri diri kaynayan kazana atılırlardı. bunu gören çaydanlık bir kampanya başlatır bu emekçi kardeşlerimizin yanındayız ve bizde kaynayabiliriz arkadaşlar diyip bütün su moleküllerini harekete çağırırlardı. domates, zeytin, meyve suları masadaki arkadaşları görürler selam verirler domatesler doğranmaya zeytinler tabağa meyve suları da bardaklara doğru yollanırlardı. sonunda her şey görkemli bir şölen havasını alır masa komuta zincirinin komutası çatallara verilir ve her şey afiyetle tüketilirdi o sabahlarda. sonra güneş bedenlerimize daha işleyene kadar hareketsizliğin tadı çıkartılırdı. o yaz sıcak olarak kaldı...daha sıcak yazım kalmadı gibi şimdilerde ..daha çok söylenecek kelam vardı...boğazıma yıkılıyordu sözcükler ...çektim perdeleri eyledim viran...