14 Mayıs 2010 Cuma

güvercin kızgınlığı

yine karanlık bastı bedenimi içimdeki kuzgunlar şarkı söylüyorlar, ne kadar güzel mırıldanıyorlar
----
dünyada sizden beterler varken umrunuzda değilse diğerleri alın size berbat lanet kederleri
----
vücuduma iğneler yerleştirilmiş ben uyurken vinç operatörü alıp götürüyo kabuslarına. yine yaşla doldu şehir üstünden uçuruyor vinç beni. karanlık caddelerde bütün kötülükleri görüyorum. şehri baş aşağı gezmek güzel kırmızı ayakkabılı kadına takılıyor dudaklarım kokusu ayakkabılarından güzel tuvaletindeki broş için ölen afrikalı çocuklar geliyor aklıma. çığlıklar içinde ne için öldürüldüklerini belkide bilmeyen küçükler...bir cami görüyorum yarısı kilise buna anlam veremiyorum. adamlar, kadınlar, kadınadamlar, adamkadınlar hepsi sevişerek çıkıyolar içerden sonumuz geldi diye düşünüyorum. 'seccadelere yatmışlar ahlaksızlar' diyorum ama ağlıyorum iğneler artık acıtmıyo canımı acılarım yaş olarak akıyo ağzımdan. şehrin başkanı arabasından iniyor. oda ne? binanın tepesinde seksen yaşında bir nine paraya ihtiyacım var pankartı açmış koymuş yanına elinde tabanca başkana ateş edicek. başkana dur diye bağırıyorum ama beni duymuyo ve kurşun ıska geçiyo oysaki beni duymuş olsaydı vurulucaktı. buna üzülüyorum. şehrin varoşlarına gidiyoruz vinç ve operatörüyle. insanlar düğün yapıyo gibi açlığın içinden darbuka çalmak. eğleniyorlar suratlarından unutmuşluk var. bu arada şehir alış veriş merkezleriyle dolmuş! şehirde yüz yıllık hiç bir şey yok. cehennem... şehir karalara bürünmüş insanlar azmış, kazmış dibini şehrin... şehir ağlamaklı gök ağlamaklı insanlar hükmetmiş toprağa, havaya, suya...3 gün sonrasını düşünmeden...boru üflendiğinde uçağa biner giderim burdan diye düşünüyorlardır umarım...insanlık azmış acı çokmuş şehirde ...ufacık yüreklere acı çökmüş...iğneler vücudumdan çıkmak üzere operatör uyumuş vinç durmuyor...kıyamete gidiyorum biliyor gibiyim yanmaya başlıyorum...annem i görüyorum yeşillik alıyor manavdan salata için... babam mezarda dizlerinin üzerine çökmüş yıkılmış bünyesi toprağa sarılıyor kendi mezarı başında...gök yıldırımlar serpiyor şehre, nasibini alan yanıyor...başım ağrıyor eczaneye yaklaşınca eczacıdan ağrı kesici isteme ihtiyacı hissettiriyor aklım...eczacı kalfasını beceriyor içerde...aynı zamanda uyuşturucu alıyor...iğneler...vücudum şehre düşüyor gece kızgınlığında toprak bedenime batıyor...bütün eş dost şarkılar söylüyor
---
dünyada sizden beterler varken umrunuzda değilse diğerleri, alın size berbat lanet kederleri
---

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder