yalnızlık dünkü gibi diyemem bir anlık değil
yalnızlık şimdiki gibi diyemem o anda değil
kibrim ayakta hep cezalılar
egom civa gibi zehirli ve kaygan
bir salyangoz hafifliğinde itici görüntüsüyle tiksinti gücünde
saat gibi akıntıya kapılmış benliğimin 'zor zamanlardayız' sözü cümlemin hep tam ortasında
duvarda asılı geçmişim devamlı zamanımı didikliyor
her an kötü niyet elçisi gibi siyah haberler veriyor
tehdit ediyor 'bensiz bir hiçsin' diyor.
çocukluğum dışımda ama içimdeki akıntı gittikçe büyüyor.
girdiğim sokakta mutsuzluğuma, huzursuzluğuma selam veriyorum
limandan kalkan tutkum bir kilometre açılıp demir atiyor.
görüyorum ama dokunamıyorum
gördükçe eriyorum
mum gibi bitmiyor dağılıyorum bütün bütün
kösteklim alarm veriyor alarm çalıyor
kasaba ağlıyor
ilerden gelen bir tabut bana doğru yaklaştıkça üzüntüm de aynı çabayı gösteriyor
tabutta asılı fotoğraf neden bana benziyor?
neden onu tutanlar hep benimde arkadaşlarım, beni tanıyanlar,
annem, babam
kuzenlerim,
gökyüzünde yangın çıkıyor
ezan sesi
dikkatimi bambaşka bir şey çekiyor
safın en arkasında bir bebek emekliyor
kendi dilinde bir şeyler anlatıyor bana önümde duruyor.
aklımın alamayacağı olay...
ben mi küçülüyorum ufaklık mı büyüyor.
2 dakika içinde benim boyumda benim tenimde
benim bıyıklarıma sahip
ben
karşımda
ve tabutta
ve limandan uzakta
ben
konuşmuyor benimle sadece gözlerimin içine en dibine bakıyor
1 saat içinde bana yaşantımı gösteriveriyor bıyıklı ben
sanki bütün vücuduma yüzlerce meyve bıçağı saplanmış
sonra dediği tek şey
'bu dünya aslında yok
var olan tek şey inandıkların
ve işin çok ama çok zor'
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder